100. YIL SOHBETLERİ – Av. Hüseyin Gökçearslan İle Sivas Katliamının Arka Planı: “30 Yıldır Kapanmayan Yara”

Bilim ve Sosyalizm dergisi olarak 100. yıl sohbetlerimize, temmuz ayında kaldığımızdan yerden devam ediyoruz. Bu sayımızda, Yazı Kurulu üyemiz Eşref Şahan Kartal, 30 yıl önce, 2 Temmuz’da, 35 aydın ve sanatçımızın katledildiği Madımak olaylarını Avukat Hüseyin Gökçearslan ile konuştu. 

“Madımak katliamı bir Gladyo operasyonudur.”

Bilim ve Sosyalizm: Madımak katliamının yaşanmasına sebep olan gelişmelerin arka planında yatan dinamikler nelerdi? 

Hüseyin Gökçearslan: Şimdi Sivas katliamına gelmeden önce 80 öncesinde Sivas’ta Alibaba Mahallesine saldırmıştı faşistler, 3 kişi ölmüştü. Çorum’da 1980’de Milönü Mahallesinde ve 1978’de Maraş’ta yaşanan kanlı kalkışmaların devamıdır Sivas olayları. 

Sivas olayları Sivas’taki Madımak katliamı, bir Gladyo operasyonudur. Her ne kadar kalkışmanın sebebi olarak Aziz Nesin’in Aydınlık gazetesinde yayınlanan “Şeytan Ayetleri röportajı gösterilse de aslında örgütlü bir yapı Sivas’ta yapılan etkinliklerin devamı sırasında bildiriler dağıtmış ve kitleyi saldırıya hazırlamıştır. Bu Sivas’taki olay bir tahrik sonucu meydana gelmemiştir. Eğer tahrik sonucu olsaydı 1991 seçimlerinde ben Sosyalist Parti’den Sivas adayıydım. O dönemde Kürtçe Türkçe karışık seçim kasetlerimiz vardı, bangır bangır bağırtarak Sivas ana caddelerinde günlerce gezdim. Tahrik meselesi olsaydı bana saldırılırdı. Öyle bir durum yaşanmadı. 

Bilim ve Sosyalizm: Olaylar nasıl başladı?

Hüseyin Gökçearslan: Gladyonun 1955 yılının 6-7 Eylül’ünde İstanbul’da azınlıklara karşı yürüttüğü yağmadan sonraki en büyük eylemlerinden birisidir Sivas olayları. Önce Paşa Camiinden çıkan küçük bir grup yürüyüşe başlamıştı, yürüyüş boyunca emniyet güçleri müdahale etseydi bu topluluğu dağıtabilirdi. Madımak otelinin önüne toplanan grubu emniyet güçleri pekâlâ dağıtabilirdi. Televizyondan izlediğime göre bir subay gelmiş otelin yanındaki topluluğun yanına ve hiçbir şey yapmadan geri dönmüştür. Anlaşılan dokunma şeklinde bir talimat almıştır. Otel önüne toplanan ve tempolarla yak yak diye otelin yakılmasını sağlayan grup televizyonlardan saatlerce gösterilmiştir. Devlet Sivas’taki gücüyle bu işi önleyebilirdi. Kaldı ki günümüzün teknolojisiyle yarım saat bir saat içerisinde çevre illerin de desteği sağlanabilirdi. Göz göre göre 35 canımızın yakılmasına devlet seyirci kalmıştır. Olay televizyonlardan saatlerce yayınlandı. Kasetlere görüntüler alındı. O görüntülerde kimlerin ne yaptığı hangi suçu işlediği net bir biçimde belliydi. İstenseydi kaset görüntülerinden fotoğraf yapılarak Sivas’ın çeşitli yerlerine asılarak bu insanları tanıyanlar bildirsin denseydi olaya karışan binlerce suçlu yakalanabilirdi. Yapılmadı.

“Devlet görevini yapmamıştır.”

Bilim ve Sosyalizm: Katliamdan sonra başlayan hukuki süreç nasıl ilerledi? Sizin bir avukat olarak bu hukuki süreçteki konumunuz, göreviniz neydi?

Hüseyin Gökçearslan: 35 insanın alevler içinde yandığı olayın 124 sanıklı davası daha sonra açıldı. O da şöyle yapıldı: Sanıkların ceza almaması için bir olay 3 parçaya alınarak 3 davaya bölündü. Bir kısım sanıklar hakkında Sivas asliye ceza mahkemesinde, bir kısım sanıklar hakkında adam öldürmekten Sivas ağır ceza mahkemesinde ve bir kısmı hakkında Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)’de terörle mücadele kanuna muhalefetten dava açıldı. Bir olay üç parçaya bölündü hiçbir sanığın yeterince ceza almaması için.  Bu tür toplumsal olaylarda olayın olduğu yere Adalet Bakanlığı, bir Cumhuriyet Savcısı görevlendirir. Dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay’dı. Bakanın Sivas’a savcı görevlendirmesi gerekirdi. Görevlendirmedi.  

Olaydan hemen sonra 4 Temmuz’da Dikmen’den başlayan büyük bir yürüyüşle olay protesto edildi. Hemen akabinde Barolar Birliği’nde bir toplantı yaptık 6-7 avukat. Toplantıya Barolar Birliği Başkan Vekili de katılmıştı. Ben acilen davaya bakmak üzere Avukat Halit Çelenk başkanlığında bir avukat örgütlenmesi yapılmasını ve davanın bu şekilde yürütülmesi gerektiğini savundum. Bir karara varılamadı. Bir hafta sonra tekrar toplandık ama yine bir sonuca varamadık. Olayın oluş tarihinden itibaren 20 gün içinde soruşturmalar tamamlandı ve 3 ayrı dava açıldı. Böylesine büyük bir toplumsal olayda 20 gün içerisinde delillerin toplanılması ve davanın açılması mümkün değildir.

Bilim ve Sosyalizm Dergisi: Siyasiler açıklama yaptı mı?

Hüseyin Gökçearslan: Siyasiler, önlenecek şeklinde topluma güvence veriyorlardı. Ama hiçbir müdahale yapılmadı. İstenseydi o olay en şiddetli anında bile bastırılabilirdi. Birkaç ay içinde Kayseri DGM’de açılan dava, Sivas Asli Ceza Mahkemesi’nde açılan dava ve Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davalardan görevsizlik kararı verildi. Dosya Ankara DGM’ye geldi. Ankara DGM, üç davayı birleştirerek yargılama yapmak yerine Kayseri DGM’nin terörle mücadele kanununa muhalefetten görevsizlik kararı verdiği dosya üzerinden yargılama yaptı. Biz müdahil vekillere davaya müdahale imkânı verilmedi. Soru sorma imkânı da verilmedi. Sanıklarda ‘’bizi yargılayamazlar’’ özgüveni hakimdi. Olayın tanığı polislerin ifade vermelerinden sonra sanıklar polislere hakaret ettiler.  Mahkeme daha sonra 3 dosyayı birleştirdi ancak sanıkların sorgulama safhası geçmiş olduğu için sanıklara ve tanıklara müdahil vekiller olarak soru sorma imkanını kaybettik ve bulamadık. Yargılamanın ilk etabında çok sayıda tahliye kararı verildi. Yargıtay DGM’nin kararını bozduktan sonra yeniden yargılamaya devam edildi. 30 sanığa idam, 4 sanığa 20, 1 sanığa 15 yıl, 26 sanığa 7 yıl ve bir kısım sanıklara da 3 ila 5 yıl arası hapis cezaları verildi.

Özet itibariyle, olayın esasına baktığımızda, Sivas yangınında devlet görevini yapmamış ve suçluların tamamı cezasını almamıştır. Kamu vicdanının bu denli yara aldığı bir olayın üstünün kapanmış olması ne yazık ki toplumumuzda derin acılar yaratmıştır ve bu acılar devam etmektedir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir