Sosyalist kampın çözülmesi ve Ortadoğu’nun emperyalizm eliyle parçalanması ile başlayan 1990’lar boyunca yükselen neoliberalizmin en önemli ideolojik saldırılarından birisi, ulus devlet yapılarının tasfiyesi ve mikro milliyetçilikler eliyle ezilen dünyanın ufalanmasına yönelik kampanyadır.
Emperyalizmin Yugoslavya’yı parçaladığı, Irak’ı işgal ettiği, eski Sovyet coğrafyasından kopan bölgeleri yutmaya çalıştığı koşullarda “Ulus devletlerin kan dökücülüğü sorgulanmalıdır” bildirileri yayınlanıyordu kimi sol/sol liberal mecralarda. Bu siyasal kültürde “vatan”, “ulusal birlik”, “ulusal savunma” gibi kavramlar peşinen gerici, sınıf işbirlikçisi bir akıma mal ediliyor ve ilerici bir siyasal tutumun ancak bu kavram ve mücadele alanlarının terk edilmesiyle mümkün olacağı savunuluyordu. Çeşitli sosyalist dergilerden Birikim gibi mecmualara ve oradan Radikal2 gibi sol liberal popüler yayınlara kadar geniş bir yayın grubu bu propagandaya memur edilmişti. Laiklik halk düşmanı bir seçkincilikti, cumhuriyetten bize ne idi, vatan uyduruk sınırlarla halkların birbirinden koparılması idi, bağımsızlık modern dünyadan kopmaya çalışmaktı vs vs. En sözümona sol iddia, sınıf mücadelesinin ulusal olan ne varsa onun inkarı üzerine yükseleceği idi.
Gelgelelim genel olarak halk muhalefetini oluşturan topluluklar ya da eyleme geçen işçi/memur öbekleri yukarıda bahsi geçen dergileri pek okumuyorlar. Bu yüzden 21. yy Türkiyesi, hak eylemleri ile ulusal birliğin, cumhuriyetin ve laikliğin birlikte savunulmasının örnekleri ile doludur. Halk hareketinin bütün alanları; özelleştirme karşıtı işçi hareketlerinden, vatanın ve doğanın talanına karşı yürütülen köylü ve çevre eylemlerine, kadın mücadelesinden gençlik hareketlerine kadar bütün önemli mücadeleler ulusal bayrağın altında yürütüldü. Denilebilir ki ulusal kazanımların sahiplenilmesini içermeyen tek bir önemli mücadele örneği bulunmaz.
Bu bakımdan dergimizin bu dosyasında ve önceki sayılarda, “Vatan Emek Cumhuriyet” mücadelesinin zorunlu ve tarihsel birliğine ilişkin yazılanlar, o yazıları kaleme alanların halka önerdikleri değil halktan öğrendikleri bir mücadele programıdır. Zaten devrimci siyaset, icat çıkarmak değil sokaktaki gerçeğin içine dalmaktır. O gerçeğin inkarından ilerici bir siyaset çıkmaz.
Her mücadele dönemecinde milyonlarca insan ulusal bayraklarla meydanlara akarken kaldırımdan “ulus devletler şöyle kötü böyle kötü” diye mırıldananlara kulak asmaz. Siz mi verdiniz ki o bayrakları halkın eline siz alasınız!