Geçmişten Günümüze Tarikatlar

YASAL OLARAK HİÇ YOKLAR, GÜÇ OLARAK EN ÇOKLAR:

GEÇMİŞTNE GÜNÜMÜZE TARİKATLAR

Bir tarikat ya da cemaatin mensubu olduğunu ifade edenlerin yüzde dokuzu, “ılımlı İslam” tabirini reddediyor ve İslam’ın özünün cihat olduğuna inanıyor. 234 bin tarikat üyesi potansiyel şiddet eğilimli ve teröre yatkın kişileridir. Bu kişiler IŞİD, EL Kaide, Hizbullah gibi terör örgütlerinin eylemlerini CİHAD adı altında onaylamaktadırlar[1]

Prof. Esergül Balcı, 

Eğitim Politikaları Uzmanı

Prof. Esergül Balcı bu saptamayı 2017’de yaptığı bir çalışmada ortaya koyuyor. Tarikat Raporu olarak bilinen “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği, 1 Milyon Öğrenci Tarikatların Elinde adlı bu raporda eğitim politikası uzmanı Sayın Prof. Dr. Esergül Balcı şunları da söylüyor: “Türkiye’de aktif 30 tarikat ve bunlara bağlı 400 alt kol ve cemaat bulunuyor. Bunlarla organik bağı olan vatandaş sayısı 2,6 milyon. Başlıca gelir kaynakları, bünyelerindeki işletmeler ve bağışlar olan bu oluşumların “şirketleştiği” görüşü hâkimSiirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkâri, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa’da cemaat ve tarikatlara ait 800’ün üzerinde faal medrese bulunuyor. Sadece İstanbul’da açıkça faaliyet yürüten tekke sayısı 445’tir. Araştırmada ayrıca, İstanbul’da “apartman medresesi” olarak kullanılan yer sayısının bilinmediği belirtiliyor”[2]         

Bu saptamalar oldukça ürkütücü ve düşündürücüdür. Hele ve hâlen tarikatların resmen yasak olduğunu anımsatırsak, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinin nasıl bir tehdit altında olduğunu tasavvur etmek zor değildir.

Peki, tarikatlar ne menem şeylerdir? Nasıl bir geçmişleri vardır? Yasak oldukları halde neden ve nasıl bu kadar etkili konumlara gelmişlerdir? Bu soruların yanıtı için lütfen okumaya devam ediniz.

Tarikat, Arapça yol anlamındaki tarik sözcüğünden türetilmiş bir terimdir. Mistik dünyada tanrıya ulaşmanın, onun takdirini kazanmanın yolu olarak tanımlanabilir. Düşünüldüğü gibi sadece İslam’a özgü kurumlar değildir tarikatlar; hemen her dinde var olan ve çok eski kökenleri olan kurumlardır. Hristiyanlıkta, Faransisken, Dominiken, Tapınak Şövalyeleri gibi tarikatlar; Müslümanlıkta,  Kadirilik, Nakşibendilik, Mevlevilik, Bektaşilik gibi çok etkili olmuş tarikatlar vardır. 

Müslümanlıkta tarikatlar Hz. Muhammed’e bağlansa da bugünkü tarikatların hiçbiri Peygamber döneminde yoktur. Yesevilik, Kadirilik, Mevlevilik, Nakşibendilik, Bektaşilik gibi tarikatlar, 1000’li yıllarda ortaya çıkmaya başlar.

Müslüman Tarikatların ortaya çıkış nedeni tasavvuftur. Tasavvuf, mistik düşüncenin İslam’daki yansımasıdır; Kur’an ayetlerinin, hadislerin, Peygamberin bir kısım davranışlarının bâtıni yorumlarla ele alınıp yorumlanması ve uygulanmasıyla ortaya çıkmıştır.

M. Fuat Köprülü, Türklerde tasavvufi anlayışın yerleşmesine ilişkin şunları söyler: Eski İran geleneklerini göğsünde saklayan Horasan, İslamiyet’ten sonra tasavvuf cereyanının başlıca merkezlerinden biri belki birincisi mahiyetindeydi. Maveraünnehir İslamlaştıktan sonra tasavvufun İslamiyet’ten evvelce takip ettiği yollardan Türkistan’a gireceği pek tabii bir hadiseydi….Herat, Nişabur, Merv, 3. Asırda mutasavvıflarla nasıl dolmaya başladıysa 4.asırda Buhara’da, Fergana’da şeyhlere tesadüf edilmeye başlandı. Fergana’da Türkler kendi şeyhlerine Bab ya da Baba namını veriyorlardı. Meşhur Sufi Ebu Said Ebu’l Hayr’ın çok saygı gösterdiği Muhammed Maşuk Tusi ile Emir Ali Abu Halis Türk idiler.” [3].

Fuat Köprülü’nün şu saptaması da önemlidir: “İslamiyet’in ilk asırlarında mevcut değilken sonraları, İran, Hind ve Yunan fikirlerinin ve kısmen de İsevilik’in tesiriyle – unsurlarının en fazlasını İslamiyet’ten almak şartıyla- teşekkül eden tasavvuf mesleki az zamanda bütün İslam memleketlerini kaplamıştı.” Tasavvuftaki birçok ritüellerinin kaynağı İslam dışıdır. Bu yüzden Günümüz Türkiye’sinde tarikatlar kendilerini İslam düşüncesinin temsilcileri saysalar da Selefi İslamcılar, Taliban, Işid gibi bağnaz İslamcılar, tarikatları tasvip etmezler. 

Tarikatlar genellikle tekke olarak bilinen ama dergâh, hangah, zaviye vb. adlarla da anılan yerlerde bir şeyhin önderliğinde çalışırlar. Tekkeler; tarikatların kendi müritlerini, dervişlerini eğittiği; zikir ve ibadetlerini yaptırdığı, barınmalarını sağladığı bir çeşit eğitim kurumu işlevli mekânlardır. Arapça kökenli tekke, yerine Farsça kökenlidergâh ve hankah da kullanılmıştır. Asitane, ribat, zaviye, imaret, düveyre, mesacid, savmaa, mihrap,tevhithane ve harabat da farklı bölgelerde tekke yerine kullanılmıştır.

Tarikata kabul edilen olan mürit şeyhe kayıtsız, şartsız güvenmek zorundadır. Bu durum şu ilginç metaforla somutlaştırılır: Mürit şeyhin karşısında, gassalin elindeki meyyit (ölü yıkayıcının elindeki ölü) gibidir. Mürit, tarikata kabul edildikten sonra tam anlamıyla beyin yıkama süreci yaşar.  Bu süreç virdler, zikirler, ibadetlerle biçimlendirilen bir süreçtir.

Tekkeler hem Selçuklu hem de Osmanlı döneminde faaliyetlerini sürdürmüşler; Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Celaleddin-i Rumî, Yunus Emre gibi Türk kültür ve edebiyatının önemli şahsiyetlerinin yetişmesine katkıda bulunmuşlardır. Selçuklular döneminde Baba Resul, Mevlana, Ahi Evran, Hacı Bektaş gibi şeyhlerin halk içinde çok etkili oldukları söylenebilir. Osmanlılar döneminde önce Hacı Bektaş Veli’nin başka bir deyişle Bektaşilerin, sonra Nakşibendilerin Osmanlı Padişahları üzerinde ve yönetimde etkili olduklarını söyleyebiliriz.

Selçuklu döneminde Babai İsyanları, Osmanlı dönemlerinde özellikle Yeniçeri Ocağının kapatılması sonrasında Alevi- Bektaşi çizgisindeki tarikatların kapatılması oldukça önemli sonuçlar doğurmuştur. Osmanlı Devletinin kuruluşunda çok belirleyici katkıları olan Bektaşilik, Yeniçeri Ocağının kapatılması (1826 Vaka-yı Hayriye) ile büyük mağduriyetler yaşamış, tekkeleri, dergâhları ellerinden alınmış, yığınla mürit ölümle cezalandırılmıştır. Cumhuriyet Kurulduktan hemen sonra Nakşibendi Şeyhi Şeyh Sait’n ayaklanması, bazı illeri işgal etmesi Cumhuriyet ve devrimler için tarikatların çok önemli bir tehdit olduğunu ortaya koymuştur. Bunun sonucu olarak; 30 Kasım 1925 tarihinde TBMM’de kabul edilip 13 Aralık 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men’ ve İlgasına Dair Kanun’u çıkarılarak, tekke vb. kurumların faaliyetlerin resmen son verilmiştir. 677 sayılı kanunla hem Sünni tarikatların tekke ve zaviyeleri hem de Alevi- Bekteşi tarikatlarının dergâh ve ocakları kapatılmıştır.

Tarikatların kapatılmasını M. K. Atatürk, Nutuk’ta şöyle gerekçelendirir. “Efendiler, tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla, şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik; falcılık, büyücülük; türbe bekçiliği vb. bir takım sanların yasak edilmesi ve kaldırılmasının (…) toplumumuzun boş inançlara bağlı, ilkel bir topluluk olmadığını göstermesi bakımından ne denli gerekli olduğunu çok iyi bilirsiniz. Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasında sürüklenen ve alın yazılarını ve canlarını falcıların, büyücülerin, üfürükçülerin, muskacıların ellerine bırakan insanlardan oluşmuş bir topluluğa uygar millet gözüyle bakılabilir mi?” [4]

Tekkelerin kapatılmasının en önemli ve belirleyici nedeni, tarikatların siyasete müdahalesi, tarikat şeyhlerinin, liderliklerini siyasi güç olarak kullanmaya kalkmalarıdır. M. Kemal Atatürk, Nutuk’ta “Şeyh Said ayaklanmasının başlamasından aylarca önce yapılan gizli toplantılardan; Cemiyet-i Hafiyeyi İslamiye (Gizli İslam Derneği) örgütünden; İstanbul’da Nakşibendi Şeyhlerinin yaptığı toplantıda hazırlanacak ayaklanmaya yardım için söz verildiğinden… “ bahseder[5]

Aslında şunu dikkate almak gerekir: M. K. Atatürk, Cumhuriyet’i ilan edip halifeliği kaldırdıktan sonra, “En hakiki mürşit ilimdir” sözünün gereği olarak çağdaş, seküler, bilimsel düşünceye önem veren bir toplum yaratma amacını gerçekleştirmek için tekke, zaviye, medrese, ocak vb. din adamlarını egemenliğindeki kurumların varlığının, devrimlere engel olduğunun fakındadır. Hem Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının padişaha ve halifeye bağlılıktan kurtulamamaları, bu yüzden tarikat liderlerinden destek aramaları ve almaları hem de Şeyh Said Ayaklanması, Mustafa Kemal’in çağdaş ve seküler bir toplum oluşturma amacını gerçekleştirmesi için bulunmaz fırsat yaratmıştır. Atatürk’ün, Şeyh Said İsyanı bastırıldıktan sonra daha 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu’da yaptığı konuşmasında bunu görmekteyiz. “Ölülerden yardım istemek medeni bir toplum için yüzkarasıdır. Mevcut tarikatların gayesi kendilerine bağlı olan kimseleri dünyevi ve manevi hayatta saadete eriştirmekten başka ne olabilir? Bugün ilmin, tekniğin bütün genişliğiyle medeniyetin alevi karşısında filan veya falan şeyhin yol göstermesiyle maddi ve manevi mutluluk arayacak kadar ilkel insanların Türkiye topluluğunda varlığını asla kabul etmiyorum. Baylar ve ey milletİyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar*(mansıb mı tb) memleketi olamaz. En doğru, en hakikî tarikat, medeniyet tarikatıdır.[6]

Cumhuriyet’in ilan edilmesi ardından halifeliğin kaldırılması ve sonrasında Şeyh Said’in hem şeriatçı hem de Kürtçü ideallerle ayaklanması Cumhuriyeti kuranları önlem almaya itmiş; bu nedenle yukarıda da yazdığımız gibi 1925’te 677 sayılı kanunla Türkiye’deki tüm tekke, dergâh, zaviye ve ocaklar kapatılmıştır. Dikkat çekici nokta, Meclis-i Meşayih (Şeyhler Meclisi)[7] reisliği yapmış olan Şeyh Saffet(Yetkin)’le -Suut Kemal Yetki’nin babası- Mevlevilerin Konya Postnişini Veled Çelebi (İzbudak) -Mevlana’nın o dönemdeki torunu- tekkeleri kapatan mecliste mebus olmasıdır.[8]

Sanıldığı ve özellikle tarikatçı İslamcıların algılatmak istediği gibi tekkelerin kapatılması Cumhuriyet dönemine özgü değildir. Osmanlı döneminde de Cumhuriyet döneminde de tarikatlar merkezi yönetimi destekledikleri sürece varlıklarını sürdürmüşler, aksi durumlarda tekkeleri kapatılmış, tarikat üyeleri cezalandırılmıştır.

Padişah İkinci Mahmut döneminde ortaya çıkan Yeniçeri ayaklanması ve bu ayaklanmanın acımasızca bastırılmasından sonra Yeniçeri Ocağı lağvedilir. 17/6/1826’da gerçekleşen bu olay Vaka-yi Hayriye (Hayırlı Olay) olarak adlandırılır.[9]Yeniçeri Ocağı kapatıldığında Bektaşilik de yasadışı ilan edilmiştir.

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra(1826) bazı Bektaşi babaları idam edilir (Sina Akşin, üç Bektaşi babasının idam edildiğini yazar); hemen hemen bütün Bektaşi Tekkeleri kapatılıp binaları, ya türbeleri hariç olmak üzere yıktırılır ya da başka tarikatlara verilir. Bektaşi kitapları yakılır ve Hacı Bektaş Şeyhi de Amasya’ya sürülür. Birçok Bektaşi sürgünde yaşamak zorunda kalır.[10]

Tarikat ve tekkelerin Türkiye kültür ve siyaset tarihinde olumlu katkıları da olumsuz etkileri örneklenebilir. 

I. Dünya Savaşı’na girilmesiyle cihâd-ı mukaddes ilân edildiğinde Veled Çelebi’nin (İzbudak) kumandası altında Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı kurulmuş ve Filistin cephesinde çarpışmıştır.[11]

Kurtuluş Savaşı’nda Özbekler Tekkesinin Milli Mücadele’ye büyük destek verdiği, Anadolu’ya geçmek isteyenlere yardım ettiği bir gerçektir. Suut Kemal Yetkinin babası Şeyh Saffet Efendi’nin Cumhuriyet devrimlerine destek verdiği 50 arkadaşıyla birlikte Halifeliğin kaldırılması için önerge verdiğini bizzat M. Kemal Atatürk Nutuk’ta anlatmaktadır[12]. M. Kemal Atatürk Nakşibendi Şeyhi Küfrevizade Abdülbaki Efendi’ye mektuplar yazarak Milli Mücadeleye verdiği desteklerden dolayı ondan övgü ve saygıyla bahsetmiştir. Başka bir Nakşibendi Şeyhi Dağıstanlı Ahmed Hüsameddin Efendi (Hüsamettin Cindoruk’un dedesi) 1922 tarihli bir mektubunda Mustafa Kemal’e şöyle yazıyordu: “Uzun bir zamandan beri milletin felaketiyle, salah ve felahıyla uğraşıyorsunuz. Metanet gösteriniz.” [13] Efsanevi Milli Eğitim Bakanı (1939-1946) Hasan Ali Yücel’in, İstanbul’da Mevlevi bir çevrede yetiştiği belirtilir.[14] Bu bağlamda Nazım Hikmet’in Sosyalist ve devrimci bir kişilik olarak tanıttığı ve adına uzunca bir şiir yazdığı Samavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin’in de Şeyh Ahlati’ye intisap ettiğini; Şeyh Ahlati’nin Mevlevi tarikatına mensup olduğunu da söyleyelim.[15]

Bunlara karşılık 13 Nisan 1909’da Rumi takvime göre 31 Mart 1325 ‘te gerçekleştirilen 31 Mart Ayaklanmasının lideri ve Volkan Gazetesi’nin sahibi Derviş Vahdeti Nakşibendi Tarikatına mensuptu.[16] Yine şeriatçı- hilafetçi-Kürtçü bir ayaklanmaya liderlik eden Şeyh Sait, Nakşibendi şeyhidir. Şeyh Sait Ayaklanmayı başlattığı 14 Şubat 1925 günü ilk yazılı emirlerini “Emir’ülmucahidin Muhammed Said Nakşibendî imzasıyla yayımlamıştır.[17]  

Şeyh Said 4 Ocak 1925’te yayımladığı bildiri de şöyle başlıyordu. “Kurulduğu günden beri İslam dininin temellerini yıkmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ile arkadaşlarının Kur’an ahkâmına aykırı hareket ederek Allah ve Peygamberi inkâr ettikleri ve İslam Halifesini sürdükleri için gayrimeşru olan idarelerinin yıkılmasının bütün Islamların üstüne farz olduğu…”[18]

23 Aralık 1930’da Manisa’da kendisini Kıyamet Gününde ortaya çıkacak olan Mehdi ilan eden ve Yedek Asteğmen Öğretmen Mehmet Fehmi Kubilay’ı kafasını keserek şehit eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) de Nakşibendi tarikatına bağlıdır.[19] Cemil Koçak, Türkiye Tarihi, s.149

Yakın tarihimizde Nakşibendi tarikatının bir kolu olan Nurcuların cemaatlerinden Fethullah Gülen Cemaati, devletin etkili, yetkili kadrolarını ele geçirmek için uzun süre AKP iktidarıyla birlikte iktidar ortağı gibi varlığını sürdürürken 15 Temmuz 2016’da bir darbe girişiminde bulunmuştur. Bu nedenle Cemaati’n faaliyetleri durdurulmuş, yöneticileri büyük ölçüde yurt dışına kaçmış; sıradan üyeleri tutuklanmış, yargılanmış hapse atılmıştır. Üyelerinin ya da destekleyicilerinin mal varlığına el konulmuştur.

Osmanlı İmparatorluğunda var olan neredeyse tüm tarikatlar yasaklı olmalarına rağmen Cumhuriyet döneminde de varlığını sürdürmüştür. Günümüz Türkiye’sinde tekke ve benzerlerini yasaklayan 1925 tarih ve 677 sayılı kanun yürürlükte olduğu halde tekkeler, dergâhlar, ocaklar açıktır; tarikatlar da her dönemde olduğu gibi faaliyetlerini devam etmektedir. 

Cumhuriyet sonrasının en yaygın tarikatı Nakşibendilik’tir. Ülkemizdeki Nakşibendilerin büyük çoğunluğu 1827’de ölen Mevlana Halidi Bağdadi’den sonra Nakşibend-i Halidî adını alan kola mensuptur.  Nakşibendiler; İskenderpaşa Cemaati, Erenköy Cemaati, İsmailağa Cemati, Menzil Cemaati olarak varlıklarını sürdürmektedir. İhlas Vakfı Cemaati, Süleyman Efendi Cemaati, Darende Cemaati vd. cemaatler de farklı olarak faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu cemaatlerin hemen hepsinin vakıfları vardır. 

İskenderpaşa Cemaati  Hakyol vakfı

Erenköy Cemaati          Aziz Mahmud Hüdayî Vakfı, Safa Vakfı 

Menzil Cemaati            Semerkand Vakfı

İsmailağa Cemaati,       İsmailağa Vakfı

İhlas Cemaati               İhlas Vakfı, TGRT Tv. Türkiye Gazetesi

Süleyman Efendi Cemaati  Bilim ve İnsan Vakfı, İslam ve Milli Kültüre Hizmet Vakfı

Dikkat çekmek istediğimiz nokta bu tarikat ve cemaatlerin tıpkı Fethullah Gülen Cemaati gibi tasavvuf eğitimi vermekten daha çok siyaset ve ticaretle ilgilenmeleridir. Bu tarikat ve cemaatlerin hemen hepsi, özellikle Kuran Kursları ve Öğrenci yurtları aracılığıyla bir yandan mürit yetiştirmekte, devlet kadrolarına mensuplarını yerleştirmekte; öte yanda da ekonomik girdi sağlamaktadırlar. Bu durum tarikat ve cemaatleri örgütlü siyasal ve ticari kuruluşlar durumuna getirmektedir.

Tarikatlar, günümüzde siyasette hatta ekonomide bile etkili bir güç haline gelmişlerdir. Tekkelerin resmen kapalı olmasına rağmen alenen açık olması, faaliyetlerinin denetlenmesini engellemiştir. Bu denetimsizlik, tekke ve dergâhlarda oldukça ahlaksızca işlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Medya ve mahkemelere yansıyan bu ahlaksızlıkların bazı örneklerini yazmakta olduğumuz TARİKAT MARİFETLERİ adlı kitabımızda okuyacaksınız. 

Sevgili okurlar, dikkatinizi bir kez daha Sayın Esergül Balcı’nın en başta değindiğimiz raporuna çekmek istiyorum. Türkiye’de Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanun yürüklükteyken yani açık tekke bulunmaması gerekirken sadece İstanbul’da 2018 yılında 445 tekke faaliyet gösteriyormuş. Bu sayının 2023 Martında arttığı kesindir.

Yazımızın başında Prof. Esergül Balcı’dan yaptığımız alıntının son cümlesindeki “apartman medresesi” adlandırması, işin nasıl yaygınlaştığının üzücü fakat gerçek ifadesidir. Apartman medreselerinden biri Elazığ’daydı. Bu evlerden birinde ailesinin zoruyla kalan, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Enes Kara,  kaldığı sözüm ona yurtta yaşadıklarını anlattığı bir video çektikten sonra kaldığı apartmanın 7.katından atlayarak yaşamına son verdi. Rahmetli Enes Kara, çektiği videoda “İçinde bulunduğum durumda tüm yaşama hevesimi, sevincimi kaybettim” diyordu.  Bu çığlığı duyuyor musunuz? Bir üniversite öğrencisi, doktor olacak bir üniversite öğrencisi, “Tüm yaşam umudumu ve sevincimi yitirdim.” diyor.  

Günümüz Türkiye’sinde irili ufaklı birçok tarikat ve cemaat vardır. Bunlar öylesine pervasız, öylesine denetimsiz çalışıyorlar ki ve siyasal iktidardan öylesin destek görüyorlar ki sözcük yerindeyse artık gemi azıya almışlardır.  Bunların bir kısmının birçok cinsel sapkınlık davasında yargılandığını, hapis cezaları aldığını söylemeliyim. Mustafa Kara tarikatlardaki birçok ahlaksızlığı tarikatların illegal oluşlarına bağlamaktadır. Tekke ve dergâhlarda şeyh ünvanlı birçok insanın nobranlığını Mustafa Kara şöyle anlatıyor: “Tasavvuf hayatını istismar ederek “gününü gün edenler” ise her zaman “müşteri” bulabilmekte, denetimsizliğin getirdiği sorumsuz ortamın tadını çıkarmakta “aktör”lüğün geçici hazzı ile kendisini aldatmaktadır. Bir başka ifadeyle tasavvufi hayat illegalitenin getirdiği bütün menfilikleri taşımaktadır. Kısaca mürşit konumunda olan insanların birçoğu kaş yaparken göz çıkarmaktadır[20]

Tarikatlar ve onların bir alt örgütlenmesi olan cemaatler günümüzde iletişim teknolojisinin bütün imkânlarından yararlanmakta, siyasiler üstünde güç ve baskı oluşturmaktadırlar. Yasak oldukları için de neredeyse hiç hesap vermeden varlıklarını sürdürmekte, ülke yönetiminde söz sahibi olmaktadırlar.

Tarikatlar bugünkü yapı ve varlıklarıyla laik ve demokratik bir cumhuriyet için tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Çünkü çoğu siyasetin göbeğindedir.  Özellikle şeriatçı- hilafetçi siyasilerin hemen hepsi tarikatlarla iç içedir. Devletin birçok yetkilisi, yöneticisi tarikatlara devam etmektedir. 

En köklü eğitim ve sağlık kurumlarından Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, eski adıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin (GATA) Başhekim Yardımcısı Dr. Ali Edizer’in takkeyle çıkan resmi de Sarıklı Cübbeli Tuğamiral Mehmet Sarı’nın resmi de tesadüfi ve bireysel örnekler sayılmamalıdır.

Çözüm laik ve demokratik Türkiye cumhuriyetinin varlığını sürdürmesi için tüm cemaat ve tarikatların her türlü denetime ve hesap vermeye elverişli bir yapıya kavuşturulması, çok yönlü denetimlerden geçirilmesi, siyasetle ve siyasilerle ilgilerinin tümüyle kesilmesidir. Tunay Bayrak, 26 Mart 2023


[1]  Prof. Esergül Balcı, “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği, 1 Milyon Öğrenci Tarikatların Elinde” 2017,Tarikat Raporu, Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği, Bilgedunyali.com) Tunca Öğreten © Deutsche Welle Türkçe, 4Nisan 2019. DW Türkiye’de “şirketleşen” tarikat ve cemaatler.

[2] Bilgedünyali.com,07/09/2020

[3]Mehmed Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s.18, DİB yayınları, 5. Baskı, Ank.1984

[4] M. K. Atatürk, Hatıralarla Karşılaştırmalı Nutuk, s.1257-58, İBB Kültür AŞ

[5] Hatıralarla Karşılaştırmalı Nutuk, s.1254.

[6] Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s.14., Edebiyat y. Ankara 1971 (Atatürk’ün Başlıca Nutuklari, Herbert Melzig)

[7] Meclis-i Meşâyih: Osmanlı İmparatorluğu’nda tekkeleri denetlemek ve idari işleyişlerini kontrol etmek için 1866 yılında şeyhülislamlık makamına bağlı olarak kurulan kurum.

[8] Mustafa Kara, Cumhuriyet Döneminde Tarikatlar, Semih Ceyhan, Türkiye’de Tarikatlar Tarih ve Kültür, s.103.

[9] Sina Akşin, Zirveden Çöküşe Osmanlı Tarihi, s.108

[10] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, s. 577-578, Yeditepe y. İst.2011

[11] TDV İslam Ansiklopedisi

[12] M.Kemal Atatürk, Hatıralarla Karşılaştırmalı Nutuk, s.1213.İBB, Kültür A.Ş2.bsakı, İst. 2020

[13] Türkiyede Tarikatlar Tarih ve Kültür, s.674, Necdet Tosun, Nakşibendiyye

[14] Semih Ceyhn, age.s.103.

[15] Şeyh Bedreddin, Letaif’ül İşaret Fi Beyan’ül Fıkh, Fıkıh Ekoller arasındaki Tartışmalı Konuların İncelikleri, s.11,  T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı y. İst.2012

[16] Türkiye Tarihi 4 Çağdaş Türkiye 1908-1980, Sina Akşin, s. 30, Vatan Gazetesi

[17] Uğur Mumcu Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925, s.70, 4.basım, Tekin Yayınevi, İst.1993 Tekin y.

[18] Uğur Mumcu, Kürt İslam Ayaklanmaları, s. 64.

[19] Cemil Koçak, Türkiye Tarihi 4 Çağdaş Türkiye, s.149.

[20] Mustafa Kara, Cumhuriyet Türkiye’sinde Tarikatlar, Semih Ceyhan, Türkiye’de Tarikatlar Tarih ve Kültür, s. 105

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir