Siyasi Partilerin “Devlet Yapısı” ile İlgili Programları: Devletin Özelleştirilmesi

Şu günlerde Yargıtay’ın internetteki “Faaliyette bulunan siyasi partiler” sayfasına girenler, mevcutta 127 parti olduğunu görecektir. Bütün partilerin devletin yapısına yaklaşımlarını inceleme konusu yapmaya kalksaydık, kalınca bir kitap olurdu. 1980 sonrası iktidarlarda görev yapmış olan partilerden 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde TBMM’ye girebilmiş olanları, onların içinde de seçmen oylarının yoğunlaştığı partileri ele alıyoruz. Böylece 127 parti sayısını okuyucuyu sıkmayacak sayıya çekmeyi başardım sanırım.

MİLATTAN ÖNCE, MİLATTAN SONRA

İnceleme konumuz olan bu partiler, “köklerinin 1980 öncesinde olduğunu”, o dönemdeki falanca partinin “devamı olduklarını” söylerler.

Örneğin, ANAP’ın kurucu Genel Başkanı Turgut Özal, hem Adalet Partisi iktidarının ekonomi kurmaylarından biri idi, hem de parti olarak 1960 öncesindeki Demokrat Parti’nin ve “Mendereslerin devamı olduklarını” söylemektedir.

Mendereslerin Demokrat Parti’sinin kökünden gelen Doğru Yol Partisi ise, 1980 darbesi ile kapatılan “Adalet Partisi’nin mirasçısı olduğunu” belirtir.

1980 sonrası hükümetlerde ortaklıkları olan DSP, CHP ve SHP, köklerini cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ne dayamaktalar.

Bugünün MHP’si, BBP, İyi Parti ve Zafer Partisi, 1980 öncesinin MHP’sinden gelmekteler.

1980 sonrası partileri olan Refah Partisi ve Saadet Partisi ile Yeniden Refah Partisi, 1980 öncesi iktidarlarda da yer alan Milli Selamet Partisi’nin devamıdırlar.

21 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin kurucuları, büyük ölçüde Milli Selamet Partisi ve Refah Partisi kadroları olmakla birlikte, kendilerini Özal’ın ve Menderes’in devamı olarak sunmaktalar.

Partilerin köklerine dair bu örneklerden sonra belirtmeliyim ki, 1980 sonrası kurulan partiler, gerçekte kökleri oldukları partilerin programlarını savunmamakta, hatta mirasçısı oldukları partilerin temel fikirlerinin yanından bile geçmemekteler.

1980 öncesindeki partilerin neredeyse tamamı, aralarında derece farkı da olsa, “esas olarak devletçi” idiler. Devleti ekonomide merkeze oturtuyorlardı. Devlet bağımsız ekonomiyi inşa edendi. Sanayide ve tarımdaki atılımın öncüsü ve uygulayıcısıydı. Özel sektörün de elinden tutmakla birlikte ülke ekonomisinin planlayıcısı, önderi ve taşıyıcısıydı. Yaklaşık olarak böyle görüyordu o dönemin partileri. İktidarda olduklarında da devletin büyük yatırımlar yapmasını sağladılar, yapılmış olanlara sahip çıktılar.  Hatta “en çok devlet yatırım yapma”, “en çok temel atma”, “en çok baraj yapma” yarışına girdiler. Bu yanlarını seçimlerde öne geçme, üstünlük sağlama, halkın desteğini daha çık sağlama propagandasının merkezine yerleştirdiler.

Örneğin Süleyman Demirel’in unvanı “barajlar kralı”dır.

Kıbrıs fatihi Ecevit, haşhaş üretimi ile sanayideki hamleleri ile ABD boykotunu kırması ile bilinmektedir. 1978’de ABD destekli TÜSİAD darbesi ile devrilmesi de bu yüzdendir.

Erbakan sadece Ecevit ile Kıbrıs’ı fetheden “mücahit” değildir. Temel atma şampiyonudur.

MHP’nin 9 Işık’ından biri “devletçilik”tir. Devletçilik sadece Türk devletinin bekası değil, tarımdır, sanayidir aynı zamanda.

Bütün zaaflarına ve o dönemin koşuklarında eleştirilecek kimi tutumlarına rağmen 1980 öncesindeki partiler, sadece devletin ekonomideki önder rolünü savundukları ve uyguladıkları için “devletçi” değildir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısını koruyup kolladıkları için devletçidirler. Merkezi devlet ile yerel idare arasındaki dengeyi, emperyalistlerin elinden savaşla koparılan topraklarda kurulan devlete ve ülkeye sahip çıkma önceliği ile devletçidirler. Gerektiğinde dünyanın en büyük eşkıya devletlerine kafa tutmada tereddüt etmeyecek kararlılıkla devletçidirler.

Örneğin Ecevit-Erbakan Hükümeti, Amerika’nın bütün tehditlerine ve ambargolarına rağmen Kıbrıs’a çıkarma yaparak, ABD ve İngiliz emperyalizminin adadaki çıkarlarına büyük bir darbe vurmada tereddüt etmemişlerdir.

Örneğin Süleyman Demirel’e “Morrison Süleyman” denmesine rağmen, Kıbrıs çıkarmasından beri ambargoyu sürdüren ABD’nin Türk askerlerinin adadan çıkması yönündeki baskısını artırması üzerine, 25 Temmuz 1975 tarihinde Demirel Hükümeti, Türkiye’deki 21 Amerikan üssüne el koydurmuş, bu üslere Türk bayrağı çektirmiş, üslerin personelini ülke dışına çıkarmıştı.

Örneğin, Bülent Ecevit’in Başbakan, Denz Baykal’ın Enerji Bakanı olduğu 42. Hükümet döneminde, 14 Ekim 1978 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 2172 Sayılı “Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun” ile demir, kömür ve bor madenlerinin devletçe aranması ve işletilmesi kararı çıkarılmış, ruhsatlar iptal edilerek, sözleşmeler yenilenmeyerek özel şirketlerin ya da şahısların elindeki maden ve maden aramalarının kamuya devri sağlanmıştır.

Daha birçok örnek sayılabilir. Ancak, 1980 öncesinin “devamı olduklarını belirtmelerine rağmen”, 1980 sonrasının partilerinin köklerinden koptuğu, geçmişlerinin tersine yöneldikleri aşağıdaki incelemede bütün çıplaklığı ile görülecektir. Bu farklılığı sadece partilerde değil, o günün ve bugünün kişileri aynı dahi olsa görebiliyoruz. 12 Eylül Amerikan darbesi, sadece partileri değil, kişileri de değiştirmiş, dönüştürmüştü. 

Ayrıca, 1980 öncesinin inkârı üzerine kurulan partiler, kuruldukları gibi de kalmadılar. Yine değiştiler, yine kendilerinin zıddını savundular. Bu yazıda, partilerin 1980 sonrası ilerlemelerine mercek tutacağız. İnceleme konusu belgeler, partilerin programları, seçim bildirgeleri ve partiyi temsil yetkisi olanların açıklamalarıdır. Olabildiği kadarıyla yorumsuz sunacağım. Çoğunda yoruma ihtiyaç da yok zaten.

ANAVATAN PARTİSİ (ANAP)

12 Eylül darbesinin amaçlarından biri olan 24 Ocak kararlarının mimarı ve bütün özelleştirmeci iktidarların yolundan gittikleri Özal’ın, Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı 2009 yılında Demokrat Parti’ye katıldı.

DEVLETİ KÜÇÜLTME VE AB İÇİNDE ERİTME

 ‘‘Devletin başlıca rolü istikrarın teminidir. Bu maksatla yurt içinde emniyet ve güvenin sağlanması, yurdun savunması, yurt dışında memleketin ve vatandaşların haklarının korunması, adaletin en iyi şekilde tevzii devletin asli görevidir.”[1]

Anavatan Partisi’nde Özal sonrasında de en uzun genel Başkanlık görevini Mesut Yılmaz yürüttü. Avrupa Birliği muhipliğinde Mesut Yılmaz da Özal’ın gerisinde kalmadı.

‘‘Türkiye, tarihinin önemli adımlarından birini daha atmıştır… Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği yolunda bugünkü önemli yere ulaşmasında en büyük katkıyı veren, gayreti gösteren Anavatan Partisi’dir… Avrupa Birliği’ne üyelik konusu, Türk siyasetinin, Türk devlet ve toplum hayatının, Türk düşünce hayatının temel eksenidir… Avrupa Birliği standartlarının yaşandığı bir ülkede hakiki paranın kalp parayı kovacağını ve bu yüzden ellerinde avuçlarında ne varsa kaybedeceklerini iyi bilirler.’’  [2]

‘‘Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği Cumhuriyet tarihimizin en önemli projesidir ve bu ülkede yaşayan ve bundan sonrada yaşayacak olan herkesin hayatını birinci derecede etkileyecek olan bir projedir.”[3]

DEVLETİ EKONOMİNİN DIŞINA İTME VE ÖZELLEŞTİRME

Devleti emniyet, savunma, adalet ile sınırlayan ANAP, diğer bütün alanlardan devletin tasfiye edilmesi için çaba yürüttü, sonraki bütün iktidarlar da izinden gittiler.

 “Devlet, sanayi ve ticarete ana prensip olarak girmemelidir. İstisnai olarak geri kalmış bölgelerde sınai tesisler kurabilirse de kısa zamanda millete devredilmelidir’’ [4]

 “Bahis konusu tabiî kaynakların (orman, su, maden, enerji) mülkiyeti devlet tasarrufunda olmakla beraber, geliştirme ve işletme hakları devletin koyacağı esaslar içinde fertlere veya fertlerin bir arada kuracağı teşebbüslere bırakılabilir.

Sanayi ve ticarette devletin esas rolü tanzim ve teşvik edici olmasıdır.’’ [5]

Mesut Yılmaz, AB’ciliğin aynı zamanda milli ekonominin tasfiye edilmesi olduğunu, selefi Özal’ın deyişiyle ‘aççık ve seççik’ olarak anlatıyor: 

‘‘Ulusal programımızın kabulünden bu yana… pek çok alanda yasal düzenlemeler yapıldı.  

Bu düzenlemenin asıl amacı… serbest piyasa ekonomisi koşullarının Türkiye’de tam olarak yerleşmesinisağlayacak bir yapılanmayı oluşturmak. Aslında bugün uyguladığımız ekonomik program, 1980 yılında uygulamaya çalıştığımız programın devamı niteliğindedir. (Kenan Evren’in, darbe olmasaydı uygulanamazdı” dediği 24 Ocak Kararlarını kastediyor. M.A)

Artık devletin ekonomideki konumunu yeniden tanımlamak durumundayız.  Devleti, ekonominin bir aktörü olmaktan çıkarıp, oyunun kurallarını koyan ve denetimini sağlayan bir konuma mutlaka getirmek zorundayız.  

Uygulamada karşılaşılan sorunları… IMF ve Dünya Bankası ile de iş birliği halinde gidermek zorundayız. Önümüzde başka yol yoktur. Açıkça ifade ediyorum ki IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar bize parasal destek sağlamamış olsalardı dahi Türkiye aynı programı uygulamak zorundadır. Güçlü ve mutlu bir Türkiye, yerli malları haftalarıyla değil, uluslararası markalarla yaratılır.’’ [6]

2002 yılını aynı zamanda özelleştirme açısından da bir hamle yılı yapmaya mecburuz. Bunun için mevcut mevzuatın getirdiği kısıtlamaları aşmayı amaçlayan bir yeni özelleştirme yasa değişikliğini bu hafta hükümete getiriyoruz, umuyorum ki ocak ayında Meclis’ten geçireceğiz.’’[7]

DOĞRU YOL PARTİSİ (DYP) 

Doğru Yol Partisi, Ahmet Nusret Tuna, Yıldırım Avcı, Hüsamettin Cindoruk, Süleyman Demirel, Mehmet Gölhan, Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’ın Genel Başkanlık yaptığı dönemleri yaşadı. 

1980 öncesinde çok sayıda kamu kurumunda ve devlet eliyle açılan ağır sanayi işletmelerinde imzası bulunan DYP ve onun önemli lideri “barajlar kralı” Demirel, bakalım 1980 sonrasında kendisinden ne kadar uzaklaşmış:

 DEVLETİ KÜÇÜLTME VE AB İÇİNDE ERİTME

 ‘‘Devlet asli görevleri olan Adalet, Barış, İç ve Dış Güvenlik, Dış İlişkiler ve Eğitim alanına çekilecek, piyasanın işlediği her yerde devreden çıkacaktır. 

Merkezi idarenin gücü, yerel yönetimlere, merkezin taşra teşkilatına, özel sektöre, kamu nitelikli meslek kuruluşlarına, özerk kurumlara ve sivil örgütlere dağıtılacaktır.’’ [8]

Demirel AB’ciliği Atatürk’e ve cumhuriyete bağlamakta, hatta daha da geriye götürerek 200 yıllık demokratik devrim sürecini AM emperyalizmine ülkemizi teslim etme özlemi olarak aklatmakta. Şöyle diyor:

 “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi iki yüzyıla yaklaşan bir çağdaşlaşma sürecinin sonucu olan kendi özgür tercihidir… Türkiye, aday ülkeler içinde, AB ile Gümrük Birliğine sahip yegâne ülkedir. Bu da tam üyeliğe giden yolda bize büyük bir avantaj sağlamaktadır.’’  [9]

DEVLETİ EKONOMİNİN DIŞINA İTME VE ÖZELLEŞTİRME

Başka bir devlete katılarak milli devletini tasfiye edecek olan ülkenin, devlet ekonomisine de ihtiyaç yoktur. Sınırları açmak, bütün olanakları emperyalist tekellere sunmak ve devletin bütün kurum ve kuruluşlarını tasfiye etmek lazımdır. Tam da bunları amaçlayarak şöyle planlar yaptılar:

‘‘Devlet ekonomik girişimciliği terk edecekişletmeci olmaktan çıkacak…’’ [10]

 ‘‘Özelleştirme faaliyetlerinde satış gelirlerinin yüksekliği hedef alınmayacak… Özelleştirme programı aksatılmadan ve takvimi daraltılarak uygulanacaktır. Yabancı sermayenin özelleştirme uygulamalarına katılımını sağlayacak özendirici düzenlemeler yapılacaktır. Havayolu taşımacılığı uluslararası rekabet gücüne ulaştırılacaktır.  THY’nin özelleştirilmesi turizm sektörüne katkı sağlayacak şekilde değerlendirilecektir.

Enerji politikasında en önemli amacımız, özel sektöre dayalı yatırımlara ağırlık ve hız verilerek, rekabetçi bir sistem temin etmektir. Bütün tesisler, büyük hidroelektrik santralleri, termik santraller dahil, özel sektör ve halka açılacak şekilde şirketleştirilecek ve özelleştirilecektir.[11]

Bu eski DYP değil. Bunun lideri “barajlar kralı” değil. Ülkesinin çıkarları için Amerikan üslerini kapatan 5.000 ABD personelini sınır dışı eden Demirel değil bu. 12 Eylül ABD darbesi ile başka bir parti başka bir Demirel gelmiş sanki. Bu parti de tıpkı ANAP gibi, AKP gibi, devleti küçücük bir alana hapsetmeyi, devletin yetkilerini ve olanaklarını yerel güçlere ve piyasacılara dağıtmayı, devletin bütün varlıklarını ucuz pahalı demeden satmayı amaçlıyor. Ve Türk devletinden vazgeçiyor. Bir emperyalist ülkenin içinde eriyerek yok olmasını istiyor, diğer AB’ci partiler gibi.  Bu parti de Amerikan darbesi ile getirilen süngü modasına uymuş.

Ve bu politikalar DYP’yi eritti. Sonuç olarak parti, 2007 yılında adını Demokrat Parti olarak değiştirdi ve hukuki varlığı son verdi. 

DEMOKRAT PARTİ (DP)

2007 yılında Doğru Yol Partisi’nin adını Demokrat Parti olarak değiştirmesi, 31 Ekim 2009’da Anavatan Partisi ile birleşmesi sonucunda oluşan parti, eski olumsuzluklarından kurtulma, eriyerek yok olma noktasına gelmiş partilerin zaaflarını azaltma yönünde bir çırpınış içine girdiğini görüyoruz.

Eskisi kadar çırpınırcasına AB’ci değildir.

Eskisi kadar çırpınırcasına kamu ekonomisine düşman değildir.

Varisi olduğu partiler gibi bu da piyasacıdır, neoliberaldir.

Bu fikirleri tümüyle terk etmemekle birlikte, utangaçtır, alçak perdeden savunmaya yönelmiştir. DYP ve ABAP birleşmesinden oluşan Demokrat Parti şöyle diyor:

MİLLİ DEVLET HAKKINDA GÖRÜŞLER

 ‘‘Demokrat Parti olarak Avrupa Birliği’ne üyeliği bir amaç olarak değil bir araç olarak görüyoruz. Amacımız, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine taşımaktır. AKP’nin boyun eğip kabullendiği “ucu açık ve sonucunun ne olacağı baştan garanti edilemez” müzakere sürecini benimsemiyoruz.

Kopenhag Kriterleri arasında yer almayan ama AKP teslimiyetçiliği yüzünden önümüze getirilen, Türkiye’nin bağımsızlığını, ulusal egemenliğini, birlik ve bütünlüğünü, sınırlarının güvenliğini tehlikeye atacak dayatmaları topyekûn reddediyoruz.

Daha önce hiçbir aday ülkeden istenmeyen ekleri ve sürekli değişen koşulları müzakere etmeyeceğimizi ilan ediyoruz.

Bugüne kadar hiçbir hükümetin yapmadığını yapıp, AB ile ilişkilerin gidişatını milletimizle istişare edeceğiz.’’ [12]

UTANGAÇ ÖZELLEŞTİRME

Demokrat Parti, yarı başkanlık sistemini savunmaktadır. 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde birlikte hareket ettiği Millet ittifakının ortak bildirgelerinde “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi” görüşünü savunmuş olmakla birlikte, parti programı yarı başkanlık sistemini amaçlamaktadır. Söyle diyor program:

Yarı Başkanlık Sisteminin gereği olarak Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekili sayısı 450’ye düşürülecek, Çağdaş Demokrasilerde olduğu gibi ikinci Meclis olarak 150 üyeden oluşan “Senato” kurulacaktır.”[13]

Partinin gerçekte “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi”ni mi, “Yarı Başkanlı Sistemini” mi savunduğunu bilmek zor.

Devletin tümüyle sanayiden ve yatırımdan çekilmesine, kamu kurumlarının satılarak yok edilmesine karşı, utangaç bir özeleştiri yapıyor Demokrat Parti. “Yeni Nesil Kamu Kurumları” kurmayı amaçlıyor. Kurumu devlet kuracak ama özel sektörle birlikte yönetecek. Şöyle diyor:

“Sermayesini ve kuruluş organizasyonunu devletin kamu kaynaklarıyla başlattığı, yönetimini ise, ilgili yörelerin ticaret ve sanayi odaları, ziraat ve esnaf odalarıyla birlikte özel sektörün yaptığı, yöre halkının ortak ve hissedar yapılacağı 2. nesil kamu iktisadi kuruluşlarının oluşturulması sağlanacaktır.”[14]

Böylece utangaç da olsa, sulandırılmış da olsa Demokrat Parti’nin devletin yatırım yapmasını ve üretimin içinde olmasını istediği, kurucusu olan DYP ve ANAP’ın görüşlerini terk etmek için çabaladığını söylenebilir. Benzer bir çırpınma, biraz özeleştiriye rağmen ikircikli tavrı, devletin inşa edilmiş kurullarını satma veya yok etmede de görüyoruz:

“Özelleştirmeyi devletin sahip olduğu değerli kârlı varlıkları ve kuruluşları sat-kurtul olarak algılayan anlayış ekonomimize zarar vermiştir. Cumhuriyet döneminin en önemli birikimleri ve kazanımları özelleştirmeye feda edilmiştir.

Özelleştirmenin “gelir” sağlamak amacıyla değil, “zararları” azaltmak, işsizlik oranını düşürmek, gelir dağılımında adalet ve refahı sağlamak amacıyla yapılmasının anlamlı ve doğru olduğunu düşünüyoruz. Blok olarak yabancılara satıştan önce, hisselerin halka arzı, kiralama, yönetimin özelleştirilmesi vb. birçok yöntemin uygulamaya sokulmasının mümkün olduğunu düşünüyoruz.”[15]

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ (MHP)

 ‘’Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.’’[16]

MHP’nin “milliyetçilik” tarifi böyle. Ancak bu MHP de, tıpkı 1980 sonrası kurulan diğer neoliberal partiler gibi, Türk devletinden vazgeçmeyi ve AB’ye katılmayı savunmaktadır: 

MİLLİ DEVLETİN TASFİYESİ

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 1980 sonrasında AB sevdasına kendisini öylesine kaptırmış ki, “Türk milliyetçiliğinin yüzyılla sözleşmesi” olarak tanımlamaktadır AB’ciliği. Şöyle diyor;

“Türk Milliyetçileri, …Türk Milleti adına yeni “yüzyılla sözleşme” yapmışlardır. Birliğe (AB) tam üyeliğin gerçekleşmesi için, Türkiye’ye önemli görev ve yükümlülükler düştüğü açıktır…’’ [17]

Parti’nin 2002 Seçim Bildirgesinde de şu cümleler geçiyor:

Ülkemizin geleneksel siyasi ve ekonomik yönelimleri ışığında büyük önem taşıyan Avrupa ile siyasi ve ekonomik bütünleşmesi ve AB üyeliği hedefinin gerçekleşmesi için gereken çaba ve sorumluluğa, günübirlik siyasi mülahazaları aşan milli ve gerçekçi bir bakış açısı ile yaklaşılması ve bunun gereklerinin bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da yerine getirilmesinde kararlı davranılmasını hedeflenmektedir.’’ [18]

2001 yılında Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, Ulusal Program üzerine MHP grup konuşmasında şunları söylüyor:

“Her zaman vurguladığımız gibi, Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ilişki, sıradan bir tam üyelik ilişkisi değildir. Bu süreci, her şeyden önce, çok boyutlu ve tarihi bir birlikteliğin inşa süreci olarak görmek gerekmektedir. Doğu ile Batının kucaklaşmasına vesile olacak, bölgesel ve küresel istikrara katkı sağlayacak bir buluşma olarak değerlendirilmelidir. Avrupalı muhataplarımızın meseleye böyle yaklaşmanın önemini kavramaları durumunda, sıkıntıların daha kolay aşılacağına şüphe bulunmamaktadır.’’ [19]

EKONOMİDE MİLLİ DEVLETİN TASFİYESİ

 “1980 öncesindeki MHP’nin devamıyız” demelerine bakmayın, 1980 sonrasının MHP’si de köklerinden kopmuş. Partinin temel belgeleri şöyle diyor:

‘‘Devletin asıl fonksiyonlarına kavuşturulması esas olduğundan, nihai aşamada özelleştirme veya tasfiye yolu ile Devletin KİT sisteminin dışına çıkması sağlanacaktır’’  [20]

 “Kamunun ekonomideki rolünün yol gösterici, düzenleyici ve denetleyici faaliyetler ile sınırlandırılarak; özel sektör dinamizminin ve teşebbüs gücünün desteklendiği istikrarlı, çevreye duyarlı ve istihdam dostu bir büyümenin gerçekleştirilmesi, ekonomi politikamızın esasını oluşturmaktadır’.[21]

‘‘Özelleştirme ile devletin ekonomiye doğrudan müdahalesinin sınırlandırılması… amaçlanmaktadır.’’ [22]

 ‘‘Kamu sektörünün doğrudan hizmet sunumundaki rolü azaltılarak düzenleme ve denetleme görevi daha iyi şekilde yürütmesi sağlanacaktır’.

‘Devletin ekonomiye doğrudan müdahalesi’ sınırlandırılacak.’’[23]

 ‘KİT’leri tek bir portföyde toplayarak, daha az müdahaleci, daha çok piyasacı bir KİT politikasının emrine verilecek.”

‘‘Kamunun elinde bulundurduğu sosyal tesis, lojman ile kamu arsa ve arazileri; gelir sağlama, harcamaların kısılması… ve taşınmazların ekonomiye yeniden kazandırılmaları sağlanacaktır.’’ [24]

‘’Özelleştirmelerle ‘verimliliği arttıracak, kamunun üzerindeki yükü hafifletecek, üretim ve istihdam artışı sağlayacak, devlet tekellerinin yerini özel sektör tekellerinin almasını önleyecek, sermayeyi tabana yayılacak” 

‘KİT’ler tek bir portföyde toplanarakdaha az müdahaleci, daha çok piyasacı bir KİT politikasının emrine verilecek.’

Stratejik kuruluşların satılmasında seçici” olacaklar.

 ‘‘Kar eden KİT’ler pazar fiyatı mümkün olduğunca yüksek tutularak vakit kaybedilmeden özelleştirilecektir.’’ [25]

 ‘‘Ziraat Bankası ve Halkbank’ın yeniden yapılanması süreci tamamlanarak şeffaf bir şekilde özelleştirilmeleri sağlanacaktır. Bu çerçevede Vakıfbank’ın B Grubu hisselerinin satışı gerçekleştirilerek, kamunun bankacılık sektöründen çekilmesi sağlanacaktır[26]

 ‘‘Bilinen maden rezervlerimize ilâve olarak yeni rezervlerin bulunması, amacıyla madenlerde… özel sektörün… yatırım yapması desteklenecektir. 

Arama faaliyetlerine tahsis edilen kaynak artırılacak ve özel sektörün arama faaliyetlerine girmesini sağlayıcı tedbirler alınacaktır. Arama ve işletme faaliyetlerinde…  sıkıntılar yabancı sermayenin teşviki suretiyle giderilecektir.’’  [27]

 ‘‘Enerji kaynaklarının üretiminden tüketimine kadar her aşamada… özel kesimin en üst düzeyde yatırım ve işletme faaliyetlerine katılımı sağlanacaktır.’’ [28]

‘‘…özel hava yolu şirketlerinin geliştirilmesi için gerekli destek sağlanacaktır. 

Tarım sektöründe faaliyet gösteren KİT’ler, zaman içinde faaliyet alanları sınırlandırılarak gerekli hâllerde müdahale görevini üstlenen kuruluşlar hâline getirilecek.’’ [29]

‘‘Özel ormancılık teşvik edilecek… Ağaçlandırmaya uygun hazine arazileri, mülkiyeti de devredilerek özel kişilerin ağaçlandırmaya katkıları sağlanacaktır.’’[30]

MHP, tıpkı ANAP ve DYP gibi “devletin asıl fonksiyonlarına kavuşturulmasından” söz etmekle, merkezi üniter devletin yetki ve olanaklarını daraltmayı esas almış görünmektedir. Ancak, daralmayı kamu kurumlarının satılması, devletin ekonomideki rolünün azaltılması ile sınırladığını görüyoruz. Diğer partiler gibi devletin görevlerini güvenlik, adalet ve dışişleri ile sınırlandıran, bunların dışındaki alanlardaki yetki ve olanaklarını mahalli idarelere devrederek eyalet sisteminin önünü açmayı savunan fikirlerden uzak olduğunu görüyoruz.

Ancak, devleti ekonomiden çekerek varlıklarını tasfiye etmenin, yabancı sermayeye sınırsız özgürlük sağlamanın, hele de emperyalist AB’ye dahil olarak bağımsız Türk devletinden vazgeçmenin bu olumlu tavrın yaratabileceği kısmi ılımlı iklimi ortadan kaldıracağı, esasında emperyalist programa teslim olunduğu gerçeğini örtemiyor. 

MHP’NİN 2019 YILI PROGRAMI

Milliyetçi Hareket Partisi, 8 Kasım 2009 tarihinde yaptığı Olağan Büyük Kongrede Parti Programını “GELECEĞE DOĞRU” adıyla yeniledi, 5 Kasım 2000 tarihinden beri yürürlükte olan önceki Parti Programını tümüyle yürürlükten kaldırdı.

Yeni programda öncekine göre önemli değişiklikler görüyoruz. Tıpkı DYP ve ANAP’ın birleşmesi ile oluşmasına rağmen Demokrat Parti’nin bu partilerin günahları sahiplenmeye yanaşmaması, eski fikirleri tümüyle değiştirmese bile utangaç düzeltmelere yönelmesi gibi, MHP’nin yeni programında da değişiklikler göreceğiz. Bakalım konumuzla ilgili olarak neleri, nasıl değiştirmişler;

MHP’nin yeni programla birlikte Türk devleti ve milleti için AB’ye katıltmanın yüz yılın sözleşmesi olduğu, her şeyden önce geldiği şeklindeki niyetlerden vazgeçtiğini, daha millici, Türk devletinin bağımsızlığını önemseyen bir çizgiye yöneldiğini görüyoruz. Yeni program şöyle diyor:

“Türkiye-AB ilişkilerinin niteliği, zemini ve çerçevesinin açıklığa ve yeni bir tanıma kavuşturulması gerekligörülmektedir. Partimiz, AB ile ilişkileri Türkiye için bir “kimlik ve kader sorunu” olarak görmemektedir. Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun Avrupa Birliği’nin yörüngesinde sürüklenmeye mecbur, mahkûm ve muhtaç olmadığını savunmaktadır.”[31]

Dahası önceki programdaki yönelimin parti tabanında ve toplumda yarattığı olumsuz illeri silmek istercesine, bağımsızlığın önemi bu programda sık sık vurgulanmakta, Türkiye merkezli yeni bir yöneliş görülmektedir. Birkaç örnek: 

İki kutupluluğa dayanan soğuk savaş dönemi sonrası yeni bir dünya düzeninin şekillendiği günümüzde, Türk milletinin ve bütün insanlığın barış ve mutluluk içinde insanca yaşayacağı bir dünya ideali, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet projesinin hayata geçirilmesiyle gerçekleşebilecektir. Sahip olduğu imkân ve kabiliyetler ile doğal, tarihi, kültürel, beşerî değer ve kaynakları ile Türkiye, Türk ve İslam dünyasının çekim ve cazibe merkezi olabilecektir.”

Biliyor ve inanıyoruz ki, geride bıraktığımız yüzyılın başında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiği millî kurtuluş mücadelesiyle yeniden dirilişe geçen Türkiye, yeni yüzyılda da aynı ruh, azim ve heyecanla tarihî, sosyal ve kültürel potansiyel ve dinamikleri harekete geçirerek “Lider Ülke Türkiye” ülküsüne ulaşacak güçtedir.

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğini, birlik ve bütünlüğünü, hak ve menfaatlerini korumak; yüce Türk milletinin milli ve manevi değerleri ile tarihi ve kültürel zenginliklerine sahip çıkmak…

Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya düzeni anlayışıyla; ekonomik, sosyal, kültürel, teknolojik gelişimini ve bilgi toplumuna geçişini sağlayarak ülkemizi, bölgesinde ve dünyada süper güç ve Lider Ülke konumuna getirmektir

Millet ve milliyetçilik tanımları da vurgulayarak tarif edilmektedir:

Milliyetçilik ve “…millet gerçeği, Türkiye’mizin bağımsız, güçlü ve demokratik bir ülke olarak ilelebet var olmasının sosyal ve kültürel temeli kabul edilmektedir. Milliyetçi düşünce sistematiğinin unsurları arasında milli kimlik, milli dil, millî kültür, millî hâkimiyet, millî devlet ve dayanışma kavramları belirleyici bir öneme sahiptir.” 

MHP bu dönemde, “Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin; ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak, üniter milli devleti ilelebet baki kılmak” amaçlamaktadır.

ÖZELLEŞTİRMELERE DEVAM

MHP, AB sevdasından vazgeçse de devleti ekonomiden çekmeyi, “dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi”, kamu varlıklarını satmayı ve piyasa ekonomisine sarılmayı sürdürmek niyetindedir. Okuyalım:

“Özelleştirmelerde şeffaflık… kamu vicdanı…” gibi özelleştirme vahşetini yumuşatan,

ülkemizin kendi imkân ve şartları ile doğal ve beşerî kaynaklarını dikkate alan bağımsız ve milli bir Ekonomi Programı uygulamaya koyacaktır” şeklindeki ekonomide bağımsızlık gerçekleşecek gibi bir umut yaratılmaya çalışılmasına; finans sektöründeki yabancı işgalinin vahşi bir boyuta ulaşmasından sonra kendilerinin de ürktüğünün göstergesi olarak “Başta bankacılık sektörü olmak üzere, finansal piyasaların milli niteliğinin korunmasına özen gösterilecektir” sözlerine rağmen Atatürk, bağımsızlık, cumhuriyet vurgularına önceki programdan daha fazla yer verilmiş olmasına rağmen, “… yönetimde ihtiyaçlara göre esnek ve hızlı bir yapı” amaçlamakta…

Piyasa ekonomisi kuralları işletilerek…”

Kamu sektörünün doğrudan hizmet sunumundaki rolü azaltılarak, ekonomideki rolü yol gösterici, düzenleyici ve denetleyici faaliyetler ile sınırlandırılarak…” 

“Dünya ekonomisi ile bütünleşilerek…”

“Özelleştirmede amaç, devletin ekonomiye doğrudan müdahalesinin sınırlandırılması…” şeklindeki amaçlar, Atatürk’e de cumhuriyete de aykırı amaçlardır, ekonomide emperyalist programlara teslimiyetin parti programında devam ettiği anlamına gelmektedir.

Benzer çelişkiyi sağlık politikasında da görüyoruz.

MHP 2009 Programı, “Koruyucu sağlık hizmetleri ve temel sağlık hizmetleri… ücretsiz olarak sunulacaktır” demesine rağmen, “Özel sağlık kurumları teşvik edilecek, sağlık turizminin geliştirilmesi için sağlık serbest bölgeleri oluşturulacaktır” şeklindeki niyet, sahlık sektörünün de piyasa vahşetine, kar hırsına ve özel şirketlerin insafına terk edileceğini göstermektedir.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ (CHP)

1992 yılında yeniden kurulan Cumhuriyet Halk Partisi, DSP-MHP-ANAP Hükümetinin Bakanlar Kurulu kararı haline getirdiği, Meclisten geçirmenin ise AKP’ye nasip olduğu, toplumda “İkiz İhanet Sözleşmeleri” diye bilinen “Siyasi ve Medeni Haklar” ve “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar”ı hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Bu sözleşmeler, etnik, dini, mezhepsel, siyasi grupların isterlerse kendi kaderlerini ilan edeceklerini, merkezi devletin de bu istekler doğrultusunda gerekli koşulları hazırlamakla mükellef olduğunu içermektedir. Ulus devletleri parçalamayı amaçlayan bu Sözleşmeler, Türkiye tarafından imzalanmamıştı. 

 Cumhuriyet Halk Partisi’nin “2011 Seçim Bildirgesi” şöyle diyor:

’Medeni ve siyasi haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel hakları bir bütünlük içinde değerlendirecek ve hepsine eşit oranda saygıyı temin’’ edilecek.”[32]

CHP, İkiz sözleşmeleri uygulama sözü vermekle yetinmeyip, mahalli idarelere vereceği yetkilerle ve sağlayacağı parasal olanaklarla özerkliğe giden süreci de işaret etmektedir:

’Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekinceleri kaldıracak, yerel yönetimler reformu yapacağız’.

“Yerel yönetimleri, üniter devlet içinde daha güçlü idari ve mali yapıya kavuşturacağız, mali yönden merkeze bağımlılıktan büyük ölçüde kurtararak, öz kaynağa dayanan yeni bir mali yapı oluşturacağız, gelirlerini artıracağız’’[33]

ANAP ve DYP programlarında da gördüğümüz bu yönelim, Kurtuluş Savaşı ile kurulan cumhuriyetin ve üniter sistemin dağıtılmasını amaçlamaktadır. Bu niyetin Cumhuriyetin Kurucusu olan, Atatürk’ün kurduğu partinin programına, bildirgesine girebilmiş olması ise oldukça düşündürücüdür. Dahası cumhuriyet devletini dağıtmaya yönelik bu niyet, AB emperyalizmine katılma niyetiyle daha da pekişmektedir.

Atatürk’ün partisini 1980 sonrasında yeniden kuranlar, partinin emperyalizm ve emperyalist kuvvetler hakkındaki görüşlerini nereye çekmişler, bakalım:

TÜRKİYE’Yİ HIZLA AVRUPA BİRLİĞİ’NE TAŞIYACAĞIZ 

Terör, her şekli ve boyutu ile dünya barışını ve insan onurunu zedeleyen bir unsurdur. NATO üyeliğimiz, bu ilkemizin uygulamasına güç katmaya devam edecektir. 

Avrupa Birliği öncelikli hedefimizdir… Avrupa Birliği içinde yer almanın gerektirdiği gayreti kararlılıkla sürdüreceğiz.’’ [34]

“Türkiye’nin AB sürecini CHP başlatmıştır, CHP mutlu sona ulaştıracaktır.’[35]

‘‘CHP olarak başından beri biz AB üyeliğinin Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma çabalarımızın önemli bir halkası olarak değerlendirdik.

Türkiye’nin AB’ye üye olması için gerekli olan Anayasa değişikliğini büyük bir içtenlikle destekledik.

CHP olarak bu büyük mücadelemizde karşımızdaki engelleri aşarak halkımızın özlediği başarı sonuca ulaşacağımıza içtenlikle inanıyoruz.’’[36]

CHP de diğer AB’ci partiler gibi, Atatürk’ün ‘çağdaş uygarlık hedefinin’, Avrupa Birliği emperyalizmine katılmak olduğunu sanmaktadır. Atatürk’ün zamanında Avrupa Birliği’nin olmayışı bir yana, Atatürk’ün, ‘bağımsız olmayı en temel karakteri’ saydığını ve Türkiye’yi, bugünkü AB’yi oluşturan emperyalist devletlere karşı mücadele ederek kurduğu gerçeği de Atatürk’ün kurduğu CHP’nin bugünkü yöneticilerinin hafızalarından silinmiş. Atatürk de bir çırpıda, emperyalist işbirlikçisi yapılmaktadır. AB konusundaki iştahlı niyetleri okumak gerek:

 ‘‘…nüfusumuzun %80’ine yakını Avrupa Birliğine girelim diyor. Sakıncasını görmüyor. Bir sakınca yok zaten.Avrupa Birliğine karşı haksız bir kampanya açarak, Avrupa Birliği’nin bizim inançlarımızı, dinimizi, geleneğimizi, kimliğimizi ortadan kaldıracağını söyleyip bu konuda bir istismar kampanyası açarak oy almak imkânı da yoktur.’’ [37]

‘‘CHP… Avrupa Birliğini hiçbir zaman Türkiye’ye yönelik bir tertibin parçası olarak görmemiştir.’’ [38]

KILIÇDAROĞLU: AB MEDENİYET PROJESİ

Genel Başkanlar değişiyor, ama CHP’nin AB’ciliği değişmiyor. Kemal Kılıçdaroğlu, “AB’ci misiniz” diyen soruya, “elbette” diyor. “Biz AKP’den daha samimi AB’ciyiz” diyor. Habertürk Gazetesi’nin 11 Haziran 2010 tarihli haberinden okuyalım:

 “Bizim açımızdan Avrupa Birliği projesi, Türkiye için bir medeniyet projesidir. Bizim Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkmamız asla söz konusu değil… Ancak biz AKP’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda samimi olmadığına inanıyoruz. Avrupa Birliği’nin de Türkiye konusunda samimi olmadığını görüyoruz. Aslında hedefleri aynı: Türkiye’yi birliğin dışında tutmak.

 ‘‘Biraz komplocu mantıkla yapılan bu değerlendirmenin ardından Kılıçdaroğlu, bizi şaşırtan açıklamalarda bulunuyor. Avrupa Birliği’nin üyelik kriterleri arasında sayılan Genelkurmay Başkanlığı’nın Savunma Bakanlığı’na bağlanması talebi konusunda ne düşünüyordu? “Tabii ki destekliyoruz bunu” diyor Kılıçdaroğlu. John ile aynı nefeste “Wow!” diyoruz.”[39]

CHP Genel Başkanı olarak Deniz Baykal, 2002 ve 2003 yıllarında böyle diyordu. Bir de sonraki genel Başkanın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerini okuyalım:

 ‘’Avrupa Birliği, NATO ile birlikte Avro-Atlantik camiasının temel direkleridir. Türkiye bu camianın vefalı bir üyesi olagelmiştir ve kararlılıkla öyle kalmalıdır. AKP ise Avro-Atlantik camiası üyeliğinde kendini ‘’evinde’’ hissetmemektedir’’[40]

Bu söz de CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ait. Sadece Avrupa Birliği’ni değil, NATO’yu da ABD-AB ittifakını da kutsamakta, ABD –AB emperyalizminin ittifak yatağına “kendi evimiz” demektedir.

CHP: DEVLET EKONOMİDEN ÇEKİLECEK

Cumhuriyet döneminde yaratılan ne varsa, Sümerbankları, Etibankları, Demiryollarını, Et ve Süt kurumlarını ve daha nicelerini kuran CHP Genel Başkanı Atatürk’ün ülkesinde, Atatürk’ün kurduğu parti, “devletin ekonomiden elini çekmesini” istemektedir. 

CHP 2011 Seçim Bildirgesi şöyle diyor:

“CHP, ekonomide kuralları koyan, denetleyen, büyümeyi kolaylaştıran ancak ekonominin günlük işleyişine müdahale etmeyen bir devlet anlayışını benimsemektedir.’[41]

 “Özelleştirme ihalelerinin öncesindeki ve sonrasındaki uygulamaları birlikte değerlendiren bir yaklaşımla tüm özelleştirme işlemlerini şeffaflaştıracağız4

‘‘Kamu kaynakları, verimsiz kamu işletmelerinin… tahribatından kurtarılmalıdır…   Kamu, özelleştirme ya da sosyalleştirme yapabilmesini olanaklı kılan bir konuma sahip olmalıdır.’’ [42]

Bu fikirler sadece bildirgede değil, 1980 sonrasında kurulan partinin programında da yer almaktadır;

‘‘Stratejik mal ve hizmet üreten KİT’leri özerkleştireceğiz; teknolojik yapılanma ile etkin, verimli yapıya ve iç ve dış piyasalarda rekabet gücüne kavuşturacağız. 

Stratejik KİT’lerin, yönetim hakimiyetini kaybetmemek kaydıyla, …yabancı kuruluşlarla ortaklıklar oluşturarak, yeniden yapılanmalarını ve dış pazar etkinliklerini artırmalarını hedef alacağız. 

Böylece Enerji Piyasası Kurulu’nun gözetimi altında, … rekabetçi elektrik piyasasının oluşturulması için gerekli girişimleri yapacağız.’’ [43]

CHP’NİN 2008 YILI PROGRAMI

Özelleştirmeler, üniter devleti parçalama girişimleri, AB yolunda yapılan kötülükler 90’lı yıllardan itibaren toplumda öylesine tepki uyandırmıştı ki, 1980 sonrasında hem programlarına yazmaları hem de iktidar ortağı olarak uygulamaları ile ciddi günahlar işleyen partiler, tepkileri halen iktidarda olan, halen bu niyetleri sürdüren AKP iktidarına yıkmaya, sessiz sedasız sıyrılmaya yöneldiler. İlk fırsatta programlarını da değiştirerek tepkilerin izlerinden sıyrılmaya çalıştılar.

Demokrat Parti böyle yaptı.

Milliyetçi Hareket Partisi böyle yaptı.

Saadet Partisi böyle yaptı.

Demokrat Parti ve MHP’deki değişikliği gerideki sayfalarda görmüştük. İlerleyen sayfalarda da Refah Partisi kökünden gelen Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’ndeki değişikliği göreceğiz.

Nitekim AKP bile, örneğin Avrupa Birliği sevdasını, üniter devleti dağıtmaya varacak niyetlerini ve kimi girişimlerini unutturmaya çalışmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi de 2008 yılında yaptığı genel kurulda parti programını değiştirdi. “Çağdaş Türkiye İçin Değişim” adını taşıyan program, 12 Eylül Amerikan darbesinden sonra Türkiye üzerinde oynana oyunlar görmüş müdür, Türkiye’nin sürüklenmeye çalışıldığı belaları anlamış mıdır ve Atatürk’ün partisi olarak köklerine sahip çıkmada yererince silkiniş gerçekleştirmiş midir, birlikte inceleyelim:

CHP’nin 2008 Programında öncesinde olmadığı kadar bol bol Atatürk adı geçmekte, Kuvayı Milliye, Müdafaa-i Hukuk dillendirilmekte, bağımsızlıktan söz edilmektedir. Programımın giriş bölümünden bazı cümleler:

“Atatürk İlke ve Devrimlerinin BekçisiyizGücümüzü Tarihsel Köklerimizden Alıyoruz.

Emperyalizme karşı ulusal başkaldırının oncusu olan Cemiyetlerinin oluşumuna dayanak oldu. Müdafaa-i Hukuk ise işgal altındaki Anadolu’da, yerel kimlikten ulusal kimliğe ve ulusal dayanışmaya ulaşmayı, gücünü ulusal iradeye dayandırmayı hedef aldı.

CHP’nin tarihsel kimliği, ATATÜRK devrimlerinin birikimleri ile ALTI OK ilkeleri eşliğinde;

Kemal ATATÜRK’UN Bağımsızlık benim karakterimdir,

İsmet İNONU’NUN, Namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır, sözleri ile öz ifadesini bulan bu soylu ve erdemli gelenek ile şekillendi.”[44]

CHP biraz ders almış galiba demeye kalmadı, yeni programın daha giriş bölümünde eski niyetlerin gizlenmiş hali ile karşılaşıyoruz. “Devletçilik” tarifinde şöyle diyor:

                  “Bizim Devletçilik anlayışımız:

Yurttaş, devlet için değil; devlet, yurttaş için, anlayışının yaşama geçirilmesidir… Özel yararlarla toplumsal yararlar arasındaki dengenin sağlıklı oluşması için getirilmiş bir güvencedir.

Örgütlü sosyal piyasa ekonomisine karşı değildir. Piyasaların hata yapabileceği gerçeğinden hareketle devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün önemini kabul eder.

Piyasaların halkın iradesinin üzerine çıkarak devlete yön verme çabalarına karşıdır.”[45]

Görüldüğü gibi “devletçilik” maddesinde “devletçilik anlayışı” olarak, devletin ekonomideki rolünün ülke bağımsızlığı, toplumsal kalkınma, sosyal eşitlik bakımından öneminden söz edilmiyor, “sosyal piyasa ekonomisi” (ne demekse) övülüyor, devletin ekonomide sadece “düzenleyici ve denetleyici” olmasının erdeminden söz ediliyor. Devletçilik maddesi, devletçiliğin tasfiyesinin yumuşatılmış ve gizlenmiş ifadelerle övülmesi maddesidir. 

CHP 2008 Programı Etnik farklılıklar ülkemizin zenginliğidir. Asimilasyon Değil, Entegrasyon Öngörüyoruz. Kimsenin ırkı ve kökeni diğerinden ustun değildir” cümleleriyle başlayan, etnik köklerin güzelliği ve devletin etnik kökenlere karşı tutumu hakkında epeyce geniş bir yer verilmekte. Cumhuriyet ülkesinde böylesi bir etnik güzelleme Atatürk’ün partisinde neden yer almaktadır diye sorası gelir insanın.

Bunca güzellemeden sonra etnik kökler sayılıyor parti programında:

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz olmak üzere Türkiye’nin her yöresinde yaşayan Kürt, Arap, Boşnak, Laz, Gürcü, Çerkez, Abaza, Arnavut, Roman gibi…”[46]

CHP, milleti birleştirmek yerine, en küçük farklılıklara bile atlayacak gibi. Fren yapmasa daha sayacağı etnisiteler de vardır mutlaka. Ancak Türkleri saymamış olması onların etnisite olarak kabul edilmemiş olmasından olmalı (!)

Ve üstteki esnisite güzellemesinin sebebini anlamsızlaştıran cümleler:

“Ulus Devlet, Üniter Devlet ve Laik Devlet yapılanmamıza, ulusal bağımsızlığımıza ve benzeri olmayan Türkiye Modeli’ne koşulsuz bağlıdır. Kamu yönetiminde… küreselleşme adına çok sayıda yerel iktidar odağı oluşturmayı dayatan, merkezi devlete rakip olarak cemaat, tarikat ve çok uluslu şirketler eksenini geliştirmeye yönelik idari federalizm benzeri yapılanmayı öngörerek Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve özellikle üniter yapıyı tehdit eden her turlu idari düzenleme girişimleri gündemden çıkartılacaktır.”[47]

CHP programı, federalizm gibi üniter devlete varacak tehlikeleri işaret eden bu cümlelerden sonra yeniden dönüyor, bir kez daha üniter devletin dağılmasına varacak fikirleri savunuyor. 

Şöyle diyor bu kez de:

Merkezi İdare tarafından üstlenilmiş olan görevlerden uygun görülenler, yerel yönetimlere devredilecektir. Hizmet bölüşümü, üniter devlet ilkesini, devletin bütünlüğünü ve hizmet-kaynak dengesini gözeten bir bütünlük içinde gerçekleştirilecektir. Merkezi yönetimin yerel yönetimleri denetlemesi çağdaş ölçüler içinde yeniden düzenlenecektir.”[48]

Yerel yönetimlere devredilecek olan “uygun görülenler” nasıl bir tariftir, neleri kapsamaktadır, bunların hangileri hangi denge için dağıtılırsa ülkenin parçalanmasına varmayacaktır, programda bu önemli sorula ortada bırakılmakta, ama kamu görevlerinin yerel yönetimlere devredilmesinin yolu açılmaktadır.

Ve arkasından, sınırsızlık endişesi ile üniter devlet tehlikeye mi giriyor kuşkusu yaratacak muğlak ifadeler, üstü kapalı tarifler:

“CHP, kent sorunlarının çözümünde yerel yönetimlere “makul ölçülerde yeni yetkiler” verecek…

Yerellik kavramı çağdaş boyutta yeniden tanımlanacak, yerel nitelikli hizmetlerin yetki ve sorumluluğu, Üniter devletin gerekleri dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan yerlerde kaynak ve araçlar da sağlanarak merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecektir.”[49]

Yerel Yönetim Reformu başlıklı bölümde, Merkezi ve yerel idareler arasındaki görev ve kaynak paylaşımı yeniden düzenlenecektir diyerek görev bölüşümüne kaynak bölüşümü de eklenmektedir.

“Metropol alanların yönetim sınırları, mekansal yayılım, coğrafi sınırlar, ekonomik ilişki düzeyleri de dikkate alınarak, üst ölçekli plan kararlarına dayalı biçimde belirlenecektir.”[50]

TAM YOL AB

CHP’nin 2008 Programı, Avrupa Birliği Emperyalizmi ile Atatürk ve cumhuriyet arasında ilişki kurmaktan vazgeçmiyor. Önceki programda olduğu gibi Türk devletini yok ederek AB emperyalist devletine katılmayı “Atatürk’ün amacı” diye sunuyor. Şöyle diyor:

“CHP başından beri Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemektedir. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi, Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaşlaşma devriminin, modernleşme vizyonunun doğal uzantısı olan bir toplumsal değişim projesidir.”[51]

CHP YİNE PİYASACI, YİNE ÖZELLEŞTİRMECİ

Önce niyetleri okuyalım:

Piyasa ekonomisi kurumsallaştırılacakPiyasa ekonomisi gerekli tüm kurum ve kurallarla donatılıp işlevselleştirilecektir.” 

Kamu, piyasa mekanizmasının alternatifi değil, tamamlayıcısı olacak.

Fiziki ve sosyal altyapı geliştirilerek özel sektörün üretim faaliyeti desteklenecektir.

CHP “Kamu Girişimciliğine” veya “Özelleştirmeye” ideolojik olarak bakmamaktadır. CHP için özelleştirme bir amaç değildir. 

Özelleştirme kamu girişimlerinin tasfiye aracı ve kamu finansman kaynağı olarak görülmemelidir.

Ulusal sanayimizi yabancılaştırma, kamu işletmelerini kapatma ve kamu malının yağmalanmasına dönüşen ilkesiz özelleştirme surecine son verilecektir.

KİT’ler ancak belirli koşullarla özelleştirilebilecek: Özelleştirmeye, ancak kamusal ve toplumsal yararın açıkça görüldüğü alanlarda, ekonomide ve sanayide yeniden yapılanma, rekabeti ve verimliliği artırma, sınai mülkiyeti tabana yayma, istihdamı artırma ve teknolojiyi iyileştirme amaçları ile yaklaşılacaktır. 

KİT’lerin varlık nedeni, özel girişimi engellemek, rekabet koşullarını olumsuz etkilemek, siyasetçilere rant alanları yaratmak olamaz.

Ancak; Ekonomik kalkınma surecinin gerekleri doğrultusunda özellikle geri kalmış bölgelerde özel sektörün itibar etmediği alanlarda yatırım ve yapılanma ihtiyacının karşılanması,

Türkiye Kömür işletmeleri (TKİ) yeniden yapılandırılacak: TKİ etkin, özerk yapıya kavuşturulacak, kamuya ait kömür arama ve işletme sisteminin TKİ altında örgütlenmesi yeniden sağlanacak, TKİ, araştırma, üretim ve ürün işleme faaliyetlerinde bulunabilecek, bunun için yerli ve yabancı sermaye ile ortaklık tesis edebilecek bir yapıya kavuşturulacak”[52]

Kamuyu kolluyormuş gibi görünen, özelleştirmeye karşıymış gibi görünen bazı “amalara” rağmen CHP, esas olarak devleti ekonomiden çekmeyi, Atatürk’ün planlı, devletçi ve halkçı ekonomik modeli yerine piyasa ekonomisini hâkim kılmayı ve özelleştirmeleri savunmaktadır. ANAP’ın, DYP’nin planları ile kıyaslandığında esaslı bir fark görülmüyor.

Baykal döneminin programının 2008’de değiştiren CHP, Atatürk’ten uzaklaşmayı, Özal’ın yolundan ilerlemeyi sürdürmektedir. Öncekinden hangi noktalarda fark var diye bakıldığında dikkat çeken tek şey, etnisite övgüsü ve merkezin devletin görev ve yetkilerini mahalli idarelere dağıtma niyetine daha çok önem vermesidir.

REFAH PARTİSİ (RP) / SAADET PARTİSİ (SP)

1980 sonrasındaki hükümet ortaklarından biri de Necmettin Erbakan’ın genel başkanı olduğu Refah Partisi’dir. 2001 yılında kurulan Saadet Partisi ise, 1998 yılında Yargı tarafından kapatılan Refah Partisi’nin devamıdır.

‘Milli’ kelimesi ile bağımsızlığı ve “adil düzen” adıyla halkçı ekonomiyi kastettiği sanılan, üyelerinin de böyle sandığı partilerinin amaçlarına bakalım. Devlete ve ekonomiye dair temel fikirleri ile 1980 öncesindeki köklerinden nasıl kopmuşlar bunları da görelim. Okuyacaklarınız esas olarak Saadet Partisi dönemine ait belgelerdir:

‘‘Saadet Partisi, Türkiye’nin artık merkeziyetçi, …bir idari yapı ile yönetilemeyeceğine inanmaktadır.’’[53]

 ‘’Savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan merkezî idare görevleri, belli bir programla, illere ve mahallî idarelere devredilecektir”

“Belli hizmetler için, sınırlı sayıda üst seviyede idareci dışında, illerde çalışan kamu görevlileri, sözleşmeli olarakve mahallinde çalışmak üzere istihdam edilecektir.’’[54]

 ‘‘Doğal kaynaklar… Stratejik olanlar dışında, bu kaynakların arama ve işletilmesinin, kamusal pay alınmak koşuluyla, özel sektör tarafından yapılmasına imkân verilecektir. Ormanların işletilmesinde… özel sektörden yararlanılacaktır.

 ‘‘Enerji üretimi ve dağıtımı özel sektör ve kamu yatırımları vasıtasıyla karşılanacaktır.’’ [55]

ERBAKAN’IN BAŞBAKAN OLARAK TBMM’DE SÖYLEDİKLERİ

‘‘7 Haziran 1996 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurma görevini şahsıma tevdi ettiler. Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi arasındaki… 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına hükümet programını yüce heyetinize arz etmek üzere huzurlarınızdayım.’’ 

‘‘Ekonomide, …serbest piyasa ekonomisinin tüm şartlarını sağlayacak ortamın gerçekleştirilmesi ana hedeftir.Ekonomik faaliyetlerde devletin başlıca rolü istikrar ortamını temin etmek, toplumsal refahın artırılmasına yönelik olarak denetleyici ve gözetici fonksiyonlarını geliştirmek ve özel teşebbüsün gelişebilmesi için gerekli altyapıyı hazırlamaktır. 

‘‘Ekonomik faaliyetler serbest piyasa kurallarına göre yürütülecektirDevlet yatırımları; geri kalmış bölgelerin kalkınması ile ilgili yatırımlar ve stratejik önemi olan yatırımlarla, özel sektörün yeteri kadar ilgi duymadığı alt yapı, sağlık ve eğitim yatırımları ve özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi mümkün olmayan yatırımlar ve bazı savunma sanayi yatırımları ile sınırlandırılacaktır.’’ [56]

Bunlar yapılırken, …özelleştirmenin hızlandırılması ve kamunun dış borçlanma imkanlarının artırılması suretiyle Hazinenin mali piyasalar üzerindeki baskısı azaltılacaktır… Devletin ekonomide ticari ve üretici faaliyetleri yerineasli fonksiyonları olan adalet, güvenlik ve altyapı hizmetlerini etkili bir şekilde yerine getirmesi ve bu sektörlerle ilgili yatırımlara zaman ve kaynak sağlaması amacıyla, özelleştirme faaliyetlerine hızla devam edilecektir.’’ 

‘‘Özelleştirme …kararlılık içinde gerçekleştirilecektir. Özelleştirilmesi zaman alacak KİT’lerin özel sektör ilkelerine uygun olarak verimli çalışmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır. 

Enerji, ulaştırma ve telekomünikasyon kuruluş ve hizmetlerinin özelleştirilmesiyle ilgili yasal düzenlemeler geciktirilmeden yapılacaktır. 

Devlet, kömür ve diğer maden işletmeciliğinde gerekli sosyal ve teknik altyapı düzenlemelerini yapacak, uygun olanlar özelleştirilecektir.

 “Devletin ekonomide ticari ve üretici faaliyetleri yerine, asli fonksiyonları olan adalet, güvenlik ve altyapı hizmetlerini etkili bir şekilde yerine getirmesi ve bu sektörlerle ilgili yatırımlara zaman ve kaynak sağlaması amacıyla, özelleştirme faaliyetlerine hızla devam edilecektir.

‘‘Özelleştirme… kararlılık içinde gerçekleştirilecektir. Özelleştirme kapsamına alınan ve özelleştirme portföyünde bulunan kuruluşların en kısa sürede özelleştirilmesi sağlanacaktır.’’[57]

SAADET PARTİSİ’NİN AMACI

  • Parti, devletin merkeziyetçi idari yapısını değiştirmeyi amaçlıyor.
  • Devleti “savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin koordinasyonu” ile sınırlamayı planlıyor.
  • Devleti vergi toplama, vergi koyma görevlerinden de çekmeyi, sadece koordinasyon göreviyle sınırlamayı planlıyor.
  • Devleti hizmetler alanından da çekmeyi, hizmetlerin koordinasyonu ile sınırlamayı planlıyor.
  • Diğer bütün alanlardan devleti tasfiye etmeyi amaçlıyor.
  • Mahalli idareleri merkezi devletin aleyhine güçlendirmeyi bunlar da amaçlıyor. Devletin, savunma, adalet, dış politika iç güvenlik, vergi ile hizmet koordinasyonu dışındaki bütün görevlerini illere ve mahallî idarelere devretmeyi amaçlıyor.
  • Devlet memurluğu sistemi de tasfiye ediliyor. Devlet memurluğu, sadece bazı merkezi görevlerdeki sınırlı sayıdaki üst düzeydeki personel ile sınırlanıyor, bütün illerde devlet memurları sözleşmeli personel haline getirilerek devlet memurluğunun hak ve olanakları ellerinden alınarak köleleştiriliyor.
  • Bağımsız, devletçi, planlamacı ve halkçı ekonomik model tasfiye edildiği, emperyalist tekellerin cirit atabileceği Serbest Piyasa modeli savunuluyor.
  • Devletin yatırım, üretim ve ticaret yapma görevleri esasen engelleniyor.
  • Devlet yatırım alanında sadece “geri kalmış bölgelerin kalkınması, stratejik önemi olan yatırımlar, özel sektörün gücünün yetmeyeceği alt yapı yatırımları ve bazı savunma sanayi yatırımları” ile sınırlandırılıyor.
  • Devlet kurumlarının ve işletmelerinin satılması hızlandırılıyor.
  • Devletin dış borçlanma imkanları artırılıyor.
  • Hazinenin mali piyasalar üzerindeki etkisi azaltılıyor.
  • Stratejik olanlar dışındaki bütün doğal kaynaklar satılıyor.
  • Ormanlar da satılıyor.
  • Enerji üretimi ve dağıtımı satılıyor.
  • Enerji, ulaştırma ve telekomünikasyon kuruluş ve hizmetleri, geciktirilmeden satılıyor.
  • Kömür ocakları satılıyor.
  • Madenler satılıyor.

Demek ki “milli” kelimesi ile kastettikleri başka bir şeymiş!

SAADET PARTİSİ’NİN 2019 YILI PROGRAMI

Saadet Partisi’nin Erbakan sonrası 2019 yılında yenilediği Parti Programı, Erbakan döneminden ciddi farklar içermektedir. Bağımsızlık konusunda, ABD, AB ve NATO hakkındaki görüşlerinde, BOP olanı üzerine körüklenen emperyalist odaklı ayaklanmalar hakkında yerli yerinde saptamalar yaptığı söylenebilir. 

Devletin görevlerinin mahalli idarelere dağıtılması hakkında emperyalist merkezlerin 1980 sonrası üniter devleti parçalamak amacıyla ülkemize soktuğu fikirlerden tümüyle kurtulamadığı görülmekle birlikte, kamu ekonomisi hakkında eskiye göre olumlu ilerleme olduğu söylenebilir.

Özetle, bugünün Saadet Partisi, önceki Saadet Partisi ve Refah Partisi dönemlerinden ders almış, hataları büyük ölçüde silkelemiş denebilir.

Bu değerlendirmelerle neler dediklerini okuyalım:

BAĞIMSIZLIK VE EMPERYALİZM

“Tam bağımsızlık ancak ekonomiden sanayiye, bilimden sanata, eğitimden kültüre, iç politikadan dış politikaya bütün alanlarda yapılacak kapsamlı çalışmalar neticesinde mümkün olabilir. Saadet Partisi… her alanda kendi ayakları üzerinde durabilen tam bağımsız bir Türkiye hedeflemektedir.

Bugün karşı karşıya kaldığımız herhangi bir sorunun mutlaka dış kaynaklı bir ayağı olduğu ortadadır.

Özellikle Arap Baharı ile halkların haklı taleplerinin istismar edilmesi sonucu ortaya çıkan iç savaş, çatışma ve kargaşa ortamı dünyanın merkezi konumunda olan bölgemizi daha da içinden “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) gibi haritaların yeniden çizilmesini, etnik ve mezhepsel fay hatlarını harekete geçirmeyi hedefleyen plan, bölgedeki bütün ülkeleri tehdit ve tedirgin etmektedir. 

ABD eski Dışişleri Bakanı tarafından Rice tarafından ilan edilen bu proje bölge ve dünya barışı için en büyük tehdittir. Fas’tan, Endonezya’ya kadar 22 İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmeyi hedefleyen bu proje aynı zamanda Nil’den Fırat’a kadar bölgeyi Arz-ı Mev’ud yani “Vadedilmiş Topraklar” adı altında Büyük İsrail Projesi kurma planıdır çıkılmaz noktalara sürüklemiştir.

ABD’nin bir taraftan Türkiye ile müttefikmiş gibi hareket ederek, diğer yandan Türkiye’nin doğrudan güvenliğini ilgilendiren konularda, farklı ilişkiler ağı ile yol almaya çalışması da asla kabul edilemez.

Özellikle AB’nin, tam üyelik süreciyle birlikte, son yıllarda, ülkemize, milletimize ve milletimizin sahip olduğu değerlere karşı sergilemekte olduğu kabul edilemez tutum ve davranışlar, AB’yi oluşturan zihniyetin insan hakları, inanç özgürlüğü, inanca saygı, çoğulculuk ve farklı medeniyet mensupları ile birlikte yaşama konularında yeterince gelişmiş bir düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. 

Batılı ülkelerin hâlâ eski emperyalist ve sömürgeci alışkanlıklarından kurtulamadıkları ortadadır.

1991 sonrası dönemde NATO kendisine seçtiği yeni düşman konseptiyle beraber İslam ülkelerine karşı düşmanca tutumlar içine girmiştir. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında NATO’nun vurdumduymaz yaklaşım göstermesi kabul edilebilir bir durum değildir. Türkiye bölgesel açıdan sorunları çözebildiği takdirde NATO da kendisini gözden geçirmesini sağlayacaktır.”

KAMU EKONOMİSİ

“Kamu ve özel yatırımların büyük bir kısmının net göç veren bölgelere taşınması teşvik edilerek etkin politikalar uygulanacak ve göç hareketleri dengelenerek tersine döndürülecektir.

Geri kalmış ve yoğun göç veren şehir ve bölgelerde… “Devlet fabrika yapmaz!” anlayışı rafa kaldırılıp doğuda ve güneydoğuda yatırıma öncülük edilerek özel sektöre güven verilecektir.

Göç veren bölgelerdeki mevcut fabrikalar zarar etseler dahi özelleştirilmeyecektir.” 

ÜNİTER DEVLET

“Savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan merkezî idare görevleri, belli bir programla, illere ve mahallî idarelere devredilecektir.

Yerel ekonomik kaynakların ve potansiyelin değerlendirilerek bölgesel gelişme sağlanacak ve “Yerel Ekonomik Gelişme Programı” uygulanacak ve halkın refah seviyesinin artmasına katkıda bulunulacaktır.”[58]

Saadet Partisi, ülkemizin bağımsızlığı ile, NATO, ABD, AB konularında tamamen, kamunun tümüyle yatırımdan çekilmesi konusunda da kısmen doğru tavır sergilemekle birlikte, devletin görevlerini savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetleri ile sınırlayarak emperyalist planların büyük tuzağına düşmekte, üniter devleti dağıtacak önemli adımı atarak önceki olumlu adımlarını da bertaraf edecek süreçleri tetiklemektedir.

YENİDEN REFAH PARTİSİ (2018)

Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın 2018 yıkında kurduğu parti, eğitimden ekonomiye, iç işlerinden sosyal hayata kadar her sorunu dini gözle yaklaşmakta, her alandaki sorunun çözümünü dini ağırlığın güçlenmesine bağlamaktadır. Bu amaçla, Milli Eğitim, Kültür Bakanlıkları, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat Fakülteleri ile” medyanın sıkı iş birliği içinde çalışmasını planlıyorlar.

BÖLÜCÜLÜĞE KARŞI DİN

Örneğin milletimizin parçalanması çabalarını da dinle önlemeyi öngörüyor. Şöyle diyor:

“Doğu ve G. Doğulu vatandaşlarımızın kardeşliğinden asla vazgeçemeyiz. Bu sebeple ulusal bütünlüğün, kardeşlik bağının kuvvetlendirilmesi ve her türlü ayırımcılığın önlenmesi temin edilecektir. Yeni nesillerimizin hem Batıda hem Doğuda ve G. Doğu’da, bu şuurla eğitilmeleri, “İslam Kardeşliği” bilinciyle yetiştirilmeleri hayati öneme sahiptir ve kurtuluşun anahtarıdır.”

OĞUL BABADAN FARKLI

Yeniden Refah Partisi Necmettin Erbakan’dan ve onun partilerinden bazı konularda farklı düşünüyor:

“Ekonomik faydalarının yanında stratejik ve sosyal açıdan da büyük öneme sahip KİT’lerin ülke menfaatleri göz ardı edilerek özelleştirme adı altında elden çıkarılması uygulamasına son verilecektir.

Amerikan Doları’nın tahakkümünden kurtulmak amacıyla ülkemizin öncülüğünde, bütün İslam ülkelerinin ve gelişmekte olan ülkelerin desteğiyle yeni bir uluslararası para biriminin oluşturulması hedeflerimiz arasındadır.”

KKTC VE RUSYA

KKTC’nin öncelikle Müslüman ülkeler tarafından bağımsız bir devlet olarak tanınması için gerekli diplomatik girişimler acilen yapılacaktır.

Rusya bizim komşumuzdur. Bölgede karşılıklı birçok ekonomik çıkarımız bulunmaktadır. Karşılıklı saygı ve çıkar çerçevesinde oluşturulacak her türlü ekonomik proje desteklenecektir.

EMPERYALİZM

“Emperyalist güçlerin bölge ülkelerinde huzur ve istikrarı bozmaya yönelik faaliyetlerini engellemek için ilgili ülkeler ile her alanda iş birliği güçlendirilecektir. 

Ülkemiz topraklarında yer alan fakat bağımsızlığımızı, milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden, milli menfaat ve hedeflerimizle örtüşmeyen faaliyetlerde bulunan yabancı devletlere ait askeri üs ve tesislerin kapatılması temel önceliklerimizdendir.

Ülkemize komşu tüm ülkelerin sınır bütünlüğünün korunması politikasını savunacağız ve emperyalist güçlerin bu ülkelerin bölünüp parçalanmasına yönelik planlarının karşısında duracağız.

Asya-Pasifik ekseninde gelişen ekonomiler göz önüne alınarak yeni ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine özen gösterilecektir.

Avrupa Birliği, Türkiye ile ticari ilişkilerinde bizleri “Pazar”, kendilerini “Ortak” olarak algılamaktadırlar.

Ortadoğu’daki terörün Avrupa’ya ulaşmaması için Türkiye’yi bir tampon ülke olarak kullanmak istemektedirler.

Bizim Avrupa’ya ihtiyacımızdan daha fazla, AB’nin bize ihtiyacı olduğu açık bir şekilde ortadadır.

NATO, SSCB’ni dağılmasından sonra… Müslüman ülkeleri hedef seçmiştir. NATO’nun bu yanlışında ısrar etmesi halinde varlığını uzun vadede devam ettirmesini mümkün görmüyoruz.

ABD Yönetimi’nin uyguladığı politikaların dünya barışına hizmet etmediği muhakkaktır. Afganistan, Irak, Suriye, İran ve Afrika politikalarının bölgede huzur sağlamadığı bilinmektedir. Özellikle, İsrail ile ilgili olarak verdiği taraflı kararların Ortadoğu barışına hizmet etmediği, son derece olumsuz gelişmelere sebep olduğu görülmektedir. ABD Yönetimi’nin bu olumsuz tavırlarının, mevcut yöneticilerin ve bazı fanatik grupların baskısıyla oluştuğuna inanmak istiyor, ABD Yönetimi’nin dünya barışı için bu tavırlarından bir an önce vazgeçmesi gerektiğini düşünüyoruz.”[59]

DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ

En çok isim değiştiren partidir. HEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP, HDP… 

Bu değişikliklerin tümünde parti belgelerine ulaşmak mümkün olamadı. Burada okuyacağınız belgeler, DTP, BDP ve YSP dönemlerine aittir.

AB KARARLARI ÇEKİNCESİZ VE KOŞULSUZ İMZALANMALI

 ‘‘AB tarihsel kökleri aydınlanma ve Rönesans’a kadar uzanan güncel, çağdaş bir siyasal, sosyal ve ekonomik değerler bütünüdür.’’[60]

‘‘DTP, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT gibi uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla iş birliği ve dayanışma temelinde ilişki geliştirecektir. DTP, Türkiye’nin AB’ye katılımını hızlandırmak; müzakere sürecinin AB’ye tam üyelikle sonuçlandırılması için çaba içinde olunacaktır…’’[61]

‘‘Türkiye AB süreci ile birlikte kapsamlı bir demokratikleşme süreci ile yüz yüzedir’’ 

 ‘‘… Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve AGİT gibi uluslararası kuruluşların ilgili sözleşme ve tavsiye kararlarını koşulsuz ve çekincesiz kabulü ve iç hukuka yansıtılması vazgeçilmez bir görevdir.’’ [62]

DEVLETİN TASFİYESİ VE EYALET SİSTEMİ

 ‘‘Genel güvenlik, ulaşım, gümrük ve dış ilişkiler dışındaki tüm hizmetler merkezi yapıdan yetki devri ve paylaşımı yöntemiyle yerel yönetimlere devredilecek… Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik konut ve çevre gibi alanlardamerkezi hükümet makro hedefleri ve genel standartları belirleyecek, kamu hizmetlerinin sunumunu ise yerel yönetimlere bırakacaktır.’’ [63]

‘‘Tüm bu sorunların temelinde hiyerarşik olarak örgütlenen devletçi toplum sistemi yatmaktadır. Bir sistem ve kuruluş olarak devlet organizasyonunun demokrasiyle, eşitlikle ve özgürlüklerle bağdaşmadığı… görülecektir.’’  [64]

‘‘Cumhuriyetin ilk on yılı demokrasini sadece denemeleri, fakat aşırılıkta modernleşme eğilimleri ile geçmiştir.’’ [65]

‘‘Devletin demokratikleşmesi için, toplum ve kamusal alan üzerindeki gücünün sınırlandırılması ve devletten ayrışan bir sivil toplum alanının oluşması gerekir…’’ [66]

‘‘…adem-i merkeziyetçi bir demokrasi modeli temel ihtiyaç konumuna gelmiştir.’’ [67]

 ‘‘…yerel yönetimlerin temel sorunu, merkezi yönetimin vesayetini esas alan yasal ve idari düzenlemelerdir. …merkezin vesayetine son verilerek, yerinden yönetim ilkesine uygun merkez karşısında özerk bir konum kazanmaları sağlanacaktır. Anayasada düzenlenen geniş yetki devriyle idari açıdan temel yönetim organlarına dönüştürülecektir. Yerel yönetimlere, merkezi yasalarla çelişmemek üzere görev alanlarıyla ilgili yasama yetkisi verilecektir.

‘‘Yerel yönetimler mali açıdan merkeze bağlı olmaktan çıkarılacak… kendi kaynaklarını kendilerinin yaratması esas alınacak, yerel ölçekte vergi toplamaları, merkezi hükümetle eşgüdüm içinde vergi oranlarını belirlemelerine olanak tanınarak gerçek yerel iktidar haline gelmeleri sağlanacaktır. Yerel yönetimlerin bütçe içindeki paylarını arttırmak için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.’’ [68]

MİLLİ EKONOMİNİN TASFİYESİ VE ÖZELLEŞTİRME

 ‘‘…özelleştirmede etkinlik, verimlilik ve sosyal yarar ölçüleri dikkate alınacaktır.’’ [69]

‘‘Ülkede faaliyet gösteren şirketlerde çıkan anlaşmazlıklarda yurttaşların bireysel ya da sivil toplum yapıları aracılığı ile, hükümetin ve şirketin kendisinin, yani tarafların tümünün seslerini duyurma ve haklarını ülke içinde ve uluslararası mahkemelerde arayabilmeleri için gerekli düzenlemeler yapılacaktır’’ [70]

‘‘Özel girişimcilerin farklı nedenlerden dolayı yatırım yapmayacağı ya da yapamayacağı sanayileşmenin gelişmesine hizmet edecek yatırımlar kamu girişimciliği tarafından yapılacaktırMali ve özendirici tedbirlerle (krediler, vergi muafiyetleri teşvik vb.) iş alanı yaratacak özel girişimcilerin yolu açılacaktır.’’ [71]

DTP EMPERYALİSTLERİN NİYETLERİNİ İYİ ANLAMIŞ

  • DTP emperyalizmin niyetlerini iyi anlamış görünüyor.
  • Avrupa Birliği emperyalizmini, “tarihsel kökleri aydınlanma ve Rönesans’a kadar uzanan güncel, çağdaş bir siyasal, sosyal ve ekonomik deşerler bütünü” olarak tanımlamakla yetinmiyor, Türk devletinin AB devletine katılarak kendini yok etmesini, diğer Batıcı partiler gibi “kapsamlı bir demokratikleşme süreci” olarak tanımlıyor.
  • Türkiye’nin çekince koyduğu ve imzalamadığı, Türkiye’nin siyasi, etnik, mezhepsel ve dini bakımdan parçalanması sonuçlarını da doğuracak İkiz Yasalar gibi sözleşmelerin, “koşulsuz ve çekincesiz kabulünü ve iç hukuka yansıtılmasını, vazgeçilmez görev” sayıyor.
  • Diğer Batıcı partiler gibi, “genel güvenlik, ulaşım, gümrük ve dış ilişkiler dışındaki tüm hizmetlerin… yerel yönetimlere devredilmesini” istiyor.
  • DTP, bazı partilerin yutkunarak söylediklerini de açıkça söylüyor. Devletin sağlık, eğitim, sosyal güvenlik konut ve çevre gibi alanlarda sadece makro hedefleri ve genel standartları belirlemesini, işin esasını “yerel yönetimlere bırakmasını istiyor.
  • Devletin toplum ve kamusal alan üzerindeki gücünü sınırlandırmayı da amaçlıyor.
  • DTP, lafı yuvarlamıyor. Merkezi güçlü devlet yerine devletin güçlerinin yerel yönetimlere devredildiği eyalet düzenini, adem-i merkeziyetçiliği savunuyor.
  • Özelleştirmeye karşı çıkmıyor. Sadece “etkinlik, verimlilik ve sosyal yarardan” söz ediyor.

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ PROGRAMI

DTP’nin devamı olarak 2012 yılında kurulan Halkların Demokratik Partisi, esas olarak DTP ila aynı amaçları gütmekle birlikte, burada da incelemekte yarar olacaktır.

Yorumsuz olarak okuyalım. Ara başlıklar Programın kendisine aittir:

“Emeğin ve ezilenlerin kurtuluşu için; özgürlük, barış ve adalet için mücadele eden güçlerin birliğinden oluşan Partimiz, insanlığın sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir dünyaya ulaşacağına inanır… 

Emperyalizme, savaşlara, sömürüye ve hegemonyacılığa karşı mücadele

Partimiz, hegemonyacılığa, sömürgeciliğe, işgallere, askeri müdahale ve darbelere karşı çıkar, emperyalist saldırılara karşı direnen halkların demokrasi, özgürlük ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin yanında yer alır; ulusal kurtuluş hareketlerini, ‘ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’ ilkesinden hareketle destekler.

Partimiz, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının Ada’nın bölünmüşlüğüne son verme çabalarını destekler. Kıbrıs’ın geleceğinin Kıbrıs halklarınca belirlenmesine engel oluşturan her türlü dış müdahale ve işgale son verilmesi, tüm yabancı güçlerin Ada’daki askeri kuvvetlerini şartsız geriye çekmesi için mücadele eder; Kıbrıs’ın Türkiye tarafından bir askeri üs, bir Gladyo üssü, bir kara para aklama istasyonu veya Akdeniz’deki bölgesel güçler ve emperyalistler arası rekabetin sıçrama tahtası olarak istismar edilmesine son verilmesi için çaba gösterirKıbrıs’ın kuzeyinin, Türkiye’den devlet denetiminde nüfus transferi yoluyla kolonileştirme uygulamalarını teşhir eder; Kıbrıs Türk halkının kendi kültürünü koruma ve geliştirme çabalarının yanında yer alır; Kıbrıs’ta geliştirilen ayrımcı ve ırkçı şiddetin son bulması için çaba gösterir.

Partimiz, …çoğulcu bir yeni Suriye’nin kuruluşuyla sonuçlanması ve Suriye’deki tüm farklı halkların ve inançların kendi kaderlerini belirlemesi ve eşitliğinin sağlanması için gösterilen çabaları destekler; bu iç savaş sırasında Rojava (Batı) Kürdistanı’ndaki halk meclislerine dayanan özsavunma ve özyönetim deneyimlerini savaştan çıkış ve demokratik halk egemenliği için değerli girişimler olarak değerlendirir; Rojava’da gelişen devrimin, demokratik ve eşitlikçi ortamın bölge ülkeleri ve halkları açısından demokratik bir model olduğunu ve her tür saldırıya karşı savunulmasını bir enternasyonalist dayanışma sorumluluğu olarak kabul eder.

Demokrasinin kazanılması için mücadele

Partimiz, merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayetini, demokrasinin kazanılmasının önünde önemli bir engel olarak görür. Halkın kendi kendini yönetebileceği mekanizmaların geliştirilmesini savunur, bunun için mücadele eder ve yaşama geçirir.

Partimiz, halkların ihtiyaç duyduğu özerklik modellerinin ve kendi kendilerini yönetmelerine olanak sağlayacak demokratik yönetim biçimlerinin geliştirilmesi ve yaşam bulması için mücadele eder.

Yerinde ve yerelde yönetim, demokratik özerklik

– Yerinde ve yerelde… özerk meclislere dayalı idari yapının benimsenmesi için mücadele etmek

– Bütçesini halkın belirlediği, …yerel yönetim anlayışını geliştirmek;

– Kamusal alanda anadilinin kullanımını, çok dilli belediyeciliği yaygınlaştırmak;

– Merkezle yerel arasındaki ilişkiyiyerinde yönetimin güçlendirilmesi yönünde düzenlemek;

– Yerel yönetimleri toplumsal ihtiyaçlar temelinde geliştirmek;

– Yerel kaynakların adil ve etkin kullanımını sağlamak;

– Yerelde ortak kamusal alanların çoğaltılmasını sağlayarak, toplumsal dayanışmayı desteklemek;

– Yerellerdeki dil, kültür, inanç ve ihtiyaç farklılıklarını gözeten çoğulcu yaklaşımlar geliştirmek ve farklı toplumsal grupların birbirleriyle ilişkilenmesini ve müzakeresini desteklemek;

– Yerel hafızayı canlı tutmak;

Partimiz için sağlık, eğitim, çevre, kültür, ulaştırma, bayındırlık, tarım, trafik ve güvenlik hizmetleri hakkındaki kararların alınmasında ve yürütülmesinde asli yetkili yerel yönetimlerdir

Merkezi vesayeti ortadan kaldırmak ve yetkinin yerele azami ölçüde devri için valilerin seçilmesini;

Yerellerin kendilerini, topraklarını, bölgelerini ve kaynaklarını etkileyen gelişmeler üzerinde söz ve karar sahibi olmalarını sağlamak 

Türkiye’nin tamamını kapsayacak şekilde, sosyal, siyasal, kültürel, ekolojik, ekonomik ve coğrafi niteliklerde… bölgelerin ve bölge meclislerinin oluşturulması bugünün ihtiyacıdır. 

Kürt sorununda barış, eşitlik ve demokratik çözüm için mücadele

Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını savunan ve bunu ilkesel yaklaşım çerçevesinde değerlendiren partimiz, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Kürt halkının varlık ve haklarının mutlak inkarıyla çözümsüzlüğe mahkûm edilen Kürt sorununun, barışçı, demokratik, eşit haklara ve gönüllü birliğe dayalı çözümünü savunur ve bunun için mücadele eder.

Emeğin haklarının kazanılması için mücadele

Partimiz, Sağlık hizmetlerinin… anadilinde sunulmasını hedefler.

Anadilinde eğitim, herkes için bir haktır. Partimiz, eğitimin tüm aşamalarında ve tüm kamusal alanlarda anadili kullanımının serbest olmasını, yurttaşlara kendi anadillerinde kamusal hizmet sunulmasını hedefler.

Partimiz, müfredatın belirlenmesinde… yerellerde kurulacak olan Eğitim Meclislerinin taleplerinin de öncelikle dikkate alınmasını gözetir. 

Zorunlu askerlik uygulamasının kaldırılması ve vicdani ret hakkının yasalarca güvence altına alınması için mücadele eder.”

“Emperyalizme karşı sınıfsız sömürüsüz dünya” iddiasıyla başlayan program, tek ölçüsünü etnik arzulara dayandıran ırkçı bir programdır.

Program, “emperyalizm ve bağımsızlık” söylemlerine rağmen ABD emperyalizminin ülkemize yönelen niyetlerine tavır almamakta, AB emperyalizminin niyetlerini destekleyecek ayrılığın atmosferini güçlendirmeye çalışmaktadır.

Program, Kıbrıs’ta emperyalizmin programını desteklemekte, ABD ve İngiliz emperyalizminin adayı savaş üssüne dönüştürdüğü günlere dönecek ortamın taşlarını döşemekte, Kıbrıs halklarının bağımsızlığı adıyla ada insanlarının emperyalizmin taarruzuna karşı korumasız olmasına yol açacak adımları desteklemekte, KKTC’nin bağımsızlığına karşı çıkarak emperyalizmin arzularını sevindirmektedir.

Program, Suriye’de iç çatışmayı arzulamakta, Suriye halkının emperyalizm tarafından etnik ve dinsel olarak parçalara ayrılmasına benzer niyetleri özlemektedir.

Programda sık sık söz edilen “savaş”, “hegemonyacılık” gibi kavramlardan kastedilen ABD emperyalizminin tavırları değil, ABD saldırı ve işgallerine karşı Türkiye’nin ve diğer bölge ülkelerinin savunmacı tavırlarıdır.

Program, eğitim, sağlık da dahil olmak üzere her sorunu, her düzlemde ayrılık gerekçesi olarak kullanmakta, ayrılmanın programını üretmektedir.

YEŞİLLER VE SOL GELECEK PARTİSİ (YSP)

HDP, hakkında açılan kapatma davasından etkilenmemek için 14 ve 28 Mayıs 2023 tarihindeki genel seçimlere Yeşiller ve Sol Gelecek adıyla katılmış ve bu partiden seçilen milletvekilleri ile TBMM’de yer almışlardır.

Bu durumda bu partiyi de incelemek, Burada aktardığımız DTP ve HDP’nin programları ile de kıyaslamak gerekmekteydi.

Programı incelediğimizde gördük ki, 27 Kasım 2012 tarihinde kurulan parti gerçekte başka bir parti değil, DTP ve HDP’nin benzeridir, muhtemelen de yedeğidir.

Bu değerlendirmenin isabetli olup olmadığını okuyucuya bırakarak partinin programından konumuzla ilgili bölümleri dikkatinize sunuyorum 

SINIRLARIMIZDA KÜRDİSTAN DEVLETCİKLERİ (!)

“Kürdistan realitesi Ortadoğu’nun bu dönemdeki önemli bir dinamiğini oluşturuyor. Irak Kürdistanı’ndaki özerk yapıdan sonra Suriye Kürdistanı’ndaki gelişmeler de bu dinamiği güçlendiriyor. Kürt sorununun bölgesel ve uluslararası bir sorun haline geldiğinin bütün işaretleri daha da belirgin hale geliyor.

Kürt siyasal ve toplumsal muhalefeti muhatap alınmıyor… Kürt halkının anayasal eşitlik, anadilinde eğitim, demokratik yerel yönetimler, yerinden yönetim ve özerklik gibi taleplerini reddediyor.”[72]

ETNİK VE İNANÇ GRUPLARININ TAMAMINA ADEM-İ MERKEZİYET

“Biz, ülkede yaşayan her farklı etnik ve inanç grubunun… yoğunlukta yaşadıkları yerlerde kendilerini yönetebilecekleri adem-i merkeziyetçi bir düzenlemeye gitmenin gerekli ve kaçınılmaz olduğunu savunuyoruz.

Türkiye’de insanlar bürokratik ve ceberut devlet anlayışının karşısında demokratik ve sosyal, etkin kamu hizmeti veren, sınıfsal ve sosyal eşitsizliklere karşı mücadele eden yerel yönetimler talep ediyor. Bu bağlamda, milliyetçilik, militarizm ve eski devlet anlayışının diğer ideolojik referansları kurumlarıyla birlikte etkisiz kılınmalı, yerinden yönetim ve özerklik anlayışı uygulanabilecek tüm alanlarda hızla hayata geçirilmelidir. Bunun ilk ve acil adımı yerel yönetimlerin güçlendirilerek demokratikleştirilmesi olmalıdır. Çok dilli kamu hizmetini de içeren yerinden yönetim uygulamaları siyasal katılımın yaygınlaşması için bir gerekliliktir.”

ERMENİ SOYKIRIMI (!)

 “Günümüzün neredeyse bütün önemli toplumsal sorunlarının kaynağında, Cumhuriyet’in kuruluşundan önce başlayan “yukarıdan aşağıya dönüşüm” sürecinin elitler tarafından büyük bir kibirle yürütülmesi yatar. 

1915’te Ermeni soykırımı, 1938’de Dersim’de yaşanan toplu katliam; Cumhuriyet boyunca gayri Müslimlerin yaşadığı sürgün, varlık vergisi, pogrom gibi acı olaylar (1934 Trakya Yahudi Pogromu, 1941 Yirmi Kura Askerliği, 1942 Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955 Pogromu ve 1964 Rum Sürgünü gibi); Süryanilere uygulanan soykırım, tarih boyunca Alevilerin yaşadığı ayrımcılık ve katliamlar ile özellikle 1990’larda Kürt illerinde yaşanan katliam ve zorunlu göçler…”

AZINLIKLAR

“Sadece gayri Müslimler, Aleviler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Gürcüler, Hemşinliler, Süryaniler, Ermeniler, Araplar, Azeriler, Zazalar, Türkmenler, Tatarlar, Pomaklar, Rumlar, Yahudiler, Romanlar, Boşnaklar, Nusayriler, Ezidiler farklı zamanlarda farklı oranlarda şiddete tabi kılınarak asimile veya tasfiye edilmeye çalışılırken, aslında ‘çoğunluk’ olduğu varsayılan Türkler ve Sünniler de tepeden inme tanımlar ve düzenlemelere uygun bir tür “Türklük” ve “Sünnilik” yaşamaya zorlanmışlardır.”

 ORDUNUN YETKİLERİNİ KAĞVEDİN

“Yeni anayasa adem-i merkeziyetçi bir yönetim anlayışını benimsemeli ve anayasada yurttaşların karar alma mekanizmalarına doğrudan ve etkin katılımını sağlayacak yöntemler/kurumlar geliştirilmelidir.

Milli Güvenlik Kurulu gibi vesayet rejimi kalıntısı kuruluşlar lağvedilmeli

Genelkurmay Başkanlığı Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanmalıdır.

Orduya iç güvenlikle ilgili herhangi bir görev verilmesi yasal ve idari düzenlemelerle önlenmelidir.

Askerlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde… ‘vicdani redde’ hukuksal statü kazandırılmalıdır.

Askeri harcamalar başta olmak üzere, tüm kamu harcamaları üzerinde Sayıştay denetiminin etkin biçimde gerçekleşmesi şarttır. 

Askeri mahkemelerin disiplin suçlarına ilişkin kararlarının temyiz mercii Yargıtay, Danıştay olmalıdır.”

YERİNDEN YÖNETİM VE ÖZERKLİK

“Adem-i merkeziyet aynı zamanda Türkiye’nin sahip çıktığı Avrupa değerleri arasında da yer alır. Avrupa Konseyi’nin Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Avrupa Birliği’nin Bölgesel Politika geliştirdiği mevzuat ve deneyim, Türkiye’nin de takip etmesi gereken asgari yönelimi ifade eder.

Türkiye boyutlarında bir ülkenin tek merkezden yönetilmesi, 

Merkezi eğilimlerin giderek artması hatta erkin bir kişide toplanması, 

Mevcut yerel yönetimlerin sadece belediyelerden ibaret olması, 

Belediyelerin de merkezle mali ve siyasi kulluk ilişkisine hapsolması siyasi ve yönetsel açıdan yetersiz ve sakıncalıdır.

Kürt sorununun ve diğer tüm kimliğe dayalı çatışmaları çözmenin birinci kuralı, yerelin ve halkların kendi kendini yönetmesine imkân verecek idari ve siyasi bir yapıları oluşturmaktır. 

Adem-i merkeziyetçilik sadece Kürt sorununun çözümü için, belli bir bölgeye özgü sınırlı bir çözüm olarak görülmemelidir. 

…bölgesel parlamentolar kurulmalıdır. Bölgelerin etnik temelde değil, ekolojik ekonomik ve coğrafi temeldeolması adem-i merkeziyetin ülke çapında yerleşmesi için önemli bir koşuldur.

Bölgeler vasıtasıyla eğitim ve sağlık hizmetleri yerelleşmeli

Avrupa Birliği uyumu amacıyla kurulan Bölgesel Kalkınma Ajansları, özerkleşmeleri koşuluyla bölgeleşmenin ilk ayağı olarak değerlendirilebilirler.

Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki bütün çekinceler kaldırılmalı, Şart uygulanmalıdır.”

ULUSLARARASI POLİTİKA

“Partimiz, Türkiye’nin, Avrupa Birliği’nin diğer üyelerle eşit bir üyesi olmasını savunur.

Kürdistan realitesi Ortadoğu’nun yeni şekillenmesinin vazgeçilmez bir unsurudur. Bu bağlamda Irak Kürdistanı ve Suriye Kürdistanı ile barışçı ilişkilerin geliştirilmesi Türkiye’nin bölge politikasında temel yaklaşımı olmalıdır”.

EĞİTİM VE SAĞLIK

“Parasız ve nitelikli eğitim toplumsal gelişim ve adalet için temel şartlardan biridir. 

Eğitim sisteminin yeniden yapılanmalı, anadilinde eğitimle ilgili Türkiye’nin koyduğu çekinceler kaldırılmalıdır. 

 ‘Okulda yerinden yönetim’ anlayışı geliştirilmeli, yerel yönetimlerin eğitim alanındaki yetkileri ve görevleri artırılmalıdır.

Yerel yönetimlerin kendi müfredatlarını ve kurallarını geliştirebilmesinin yolu açılmalıdır. 

Devlet herkesin parasız, eşit ve nitelikli sağlık hizmeti almasını garanti etmek ve sağlık hizmetlerini en küçük yerleşim yerine kadar erişilebilir kılmakla yükümlüdür.

Sağlık yönetiminin merkezi yapısı ortadan kaldırılmalı, yerel yönetimlerin sağlık hizmetlerinde daha etkin ve yetkin olması sağlanmalı, ancak Sağlık Bakanlığı’nın denetim ve planlama işlevi korunmalı ve güçlendirilmelidir.

Sağlık sektöründeki özelleştirme durdurulmalı, kamusal sağlık birimleriyle kamu hastanelerinin devlet elinde yeniden yapılandırılması ve daha kaliteli hizmet vermesi sağlanmalıdır.”[73]

Yeşil ve Sol Parti, Türkiye’nin “Azınlıklar” başlığında saydığı 20’den fazla etnik ve dinsel gruba, adem-i merkeziyetçi idare istiyor. Yani Türkiye’nin en az 20 parçada yerel devletçiklere bölünmesi. 

Bununla da yetinmiyor, ekonomik, siyasal, coğrafi ve sosyal özelliklere göre de adem-i merkezi idareler istiyor. 

Böylece etti mi en az 20 yerel devletçik.

Dahası Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartının kaldırılmasını istiyor.

Dahası, her etnik grubun dilinde eğitim istiyor. Bu dillerin tamamının kamuda konuşulabilmesini istiyor.

Dahası, eğitim müfredatının yerel yönetimlerce belirlenmesini ve bölgelere devredilmesini istiyor.

Kürt siyasal ve toplumsal muhalefetinin muhatap alınmasını istiyor ki, kendi partilerini kastetseler belirtirlerdi. O halde PKK’yı kastediyor olmalılar. 

MGK’nın lağvedilmesini, Genelkurmay Başkanlığı’nın Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını istiyor.

Orduya iç güvenlikle ilgili herhangi bir görev verilmesin diyor.

İsteyenin askere gitmeyi reddedebilmesi ve bunun hak sayılmasını, bu hakkın da güvenceye alınmasını istiyor.

Askeri harcamaların Sayıştay tarafından denetlenmesini istiyor.

Özetle, Yeşiller ve Sol Partisi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin dağıtılmasını askeri gücünün yok edilmesini, 50 parçaya bölünmüş halkın da birbirini boğazlamasını ve emperyalistlerin milleti biçerek bu topraklarda sınırsız egemenlik kurmasına varacak kaos istiyor.

Dilleri bunu demese de istediklerinin karşılığı budur.

İYİ PARTİ (İP) PROGRAMI

GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM

“Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, değerlerini ve üniter yapıyı korumak

Güçlendirilmiş parlamenter sistemi inşa etmek ve yaşatmak.

Devlet gücünün tek bir kişide veya grupta toplanması, tarihteki örnekleri gibi, zaman içinde o kişilerde güçzehirlenmesine yol açarak, yanlış kararlar almalarına neden olmakta ve acı sonuçlar doğurmaktadır.”

EĞİTİM

“Çocuklarımızın çağdaş, Atatürkçü, milli değerlere… teknolojik, bilimsel, sosyal ve kültürel alt yapıstandartlarına sahip olması sağlanacaktır. Eğitim politikaları partiler üstü bir bakış açısı ile belirlenecek, Eğitim Planlama ve Koordinasyon Kurulu’nda (EPKK)… öğretmen ve öğrenci temsilcileri, üniversiteler, sendikalar, sanayi ve ticaretodaları temsilcileri, veli örgütlerinden temsilciler ve barolar gibi sivil toplum kuruluşlarından temsilciler bulunacaktır.

Özel Öğretim Kurumlarının başarısı… devlet okullarında da uygulanması sağlanacaktır.

Özel Okulların müfredat geliştirmede önleri açılacak… rekabetçi yaklaşımları desteklenecektir.

Özel sektörün teşvik edilmesinde sosyal adalet ilkesi esas alınacak… gelir adaletsizliğini azaltıcı destek ve teşviklersağlanacaktır.

Özel sektör, mesleki eğitim alanında okul açması yönünde teşvik edilecektir.” 

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ

“Türk Silahlı Kuvvetleri hükümetin değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ordusudur. Türk ordusunun milli ordu kimliğinden uzaklaşıp silahlı bir parti ordusuna dönüştürülmesine izin verilmeyecektir. Türk Ordusu’nun Türk Milleti’nin ve Atatürk’ün ordusu olmaktan çıkarılmasına müsaade edilmeyecektir. 

TSK içinde herhangi bir grubun hangi neden ile olur ise olsun örgütlenmesine izin verilmeyecektir.

Türk ordusunun bünyesinden ayrılan askeri hastaneler ve askeri fabrikalar/tersaneler yeniden Türk Ordusunun bünyesine alınacaktır. GATA merkezli olarak askeri sağlık sistemi yeniden kurulacaktır.

Askeri yargı tekrar tesis edilirken, Yargıtay ve Danıştay içinde askeri alanda uzman daireler oluşturulacaktır.”

SAVUNMA POLİTİKASI VE İTTİFAKLAR

“Ülkemizin savunma politikası da Batı güvenlik sistemine entegre olmuştur.

Savunma politikasında en üst şemsiye olarak NATO bulunmaktadır. Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalarve stratejiler uygulamasına engel değildir. NATO bir siyasi yapılanma olup aynı zamanda üyelerinin savunma ihtiyaçlarını dakarşılamaktadır.”

KAMU VE ÖZELLEŞTİRME

“Kamu kesimi, özel sektörün uzun dönemli kaynak eksikliği nedeniyle yeterince yatırım yapmadığı alanlarda,özel sektöre sermaye desteği de dahil gerekli kaynakları sağlayacaktır.

Özel sektör yatırımlarının yetersiz olduğu alanlarda Kamu doğrudan yatırımcı olarak ekonomiye destek olacaktır.

Özel sektörün yetersiz kaldığı durumlarda, Kamu’nun özel sektörle haksız rekabet etmeyecek bir yapıda temel aramalların üretiminde doğrudan yer almasını sağlayacağız.

Bankacılık sektöründe… birleşme ve satın almaları kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılacaktır.

Varlık Yönetim Şirketleri’nin (VYŞ) bireysel alacaklar başta olmak üzere birer tahsilat şirketi olarak çalışması önlenecektir. 

Özelleştirme uygulamalarında blok satış yöntemine son verilerek, sermayenin tabana yayılması amaçlanacaktır.

Kamu Elektrik Üretim Şirketi’nin (EÜAŞ) mülkiyetinde bulunan kritik öneme haiz barajlı/depolamalı su santralleridışındaki diğer santraller gerekli rekabet koşulları sağlanarak özelleştirilecektir.

Kara yollarında yap-işlet-devret modeli ile özel sektöre inşa ettirilerek işletilecek otoyollarının ihale sisteminin ve sözleşme yapısının şeffaf, denetime açık, finansman ve yatırım maliyetleri açısından hesap verebilir olmasını sağlayan bir yasal düzenlemeye gidilecektir.

Demiryolu işletmeciliği özelleştirilecek.

Özel sektörün hava taşımacılığındaki rolü artırılacak.

Kamu Özel Ortaklığı Modeli ile yapımı planlanan/yapılan şehir hastaneleri modeli ile sağlık sektörünün ve çalışanlarının özelleştirilmesi politikasını doğru ve etik bulmuyoruz. Vatandaşın tedavi hakkının anayasal bir güvence içinde olduğu bilinciyletedavi olabilme hakkının ve sağlığın korunmasının devlet güvencesinde sürdürülmesi için politika belirleyeceğiz.

Tüm sağlık sigortası birimleri bir çatı altında toplanacak, sağlık sigortası kuruluşu ile sosyal güvenlik kuruluşlarıbirbirinden ayrı birer kurum haline getirilecektir. Tüm vatandaşlarımız sağlık sigortasından yararlanacak, sistem sağlam finanskaynakları üzerine oturtulacaktır.”

KKTC TANINACAK

Mevcut tam üyelik süreci karşılıklı çıkarlara hizmet etmemektedir. İYİ Parti, AB ile ilişkilerde tarafların karşılıklı çıkarlarını temsil edecek doğru ilişki zeminin oluşturulmasını sağlayacaktır.

Türkiye tarafından egemen ve bağımsız bir Devlet olarak tanınmış olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumun diğer üyelerince de tanınmasının, uluslararası kuruluş ve örgütlere üyeliğinin sağlanmasının, ekonomisiningüçlendirilerek refah seviyesinin yükseltilmesinin, Ada’da âdil ve kalıcı siyasî çözüm şekline ulaşılmasını kolaylaştıracağıinancındayız.”

Görüldüğü gibi İYİ Parti programı iyilik ve kötülük koalisyonu gibidir. Bir yanda özelleştirmelere devam ederken, diğer yanda TSK’nın ek konulan kurumlarını iade etmekte, bir yanda KKTC’nin tanınmasını sağlamaya, AB ‘ye katılım sevdasına son vermeye çalışırken diğer yanda ABD’nin bölge ve dünya için yarattığı tehlikelere gözlerini kapatmakta. 

AKP’NİN DEVLET PLANI

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin parti programında konumuzla ilgili görüşleri şöyle;

 ‘‘Devlet temel fonksiyonları olan iç ve dış güvenlik, adalet, temel eğitim, sağlık ve alt yapı hizmetleri dışında kalan tüm hizmet alanlarından icracı sıfatıyla çekilmeli…

Ülkemizde merkezi idarenin üstlenmiş olduğu birçok hizmet alanı, mahallindeki kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlere ve mümkün olanlar da özel sektöre devredilecektir. Zorunlu olan haller dışında kamu kuruluşlarının bölge yönetimleri kaldırılacak’’ 

‘‘Devletin rolü; Adaleti tesis etmek, İç ve dış güvenliği sağlamak.’’[74]

‘‘Yerel tercihler dikkate alınarak, sağlık, eğitim, kültür, sosyal yardımlaşma, turizm, çevre, köy hizmetleri, tarım, hayvancılık, imar ve ulaşım hizmetlerinin il düzeyinde karşılanması sağlanacaktır.’’ [75]

AKP bu planına uygun olarak 2004 yılında “Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı” adıyla kapsamlı bir yasa teklifini kanunlaştırmak istemiş, ama işçi hareketinin meydanlara inmesi ile tasarıyı geri çekmek zorunda kalmıştı. Buna rağmen, programına uygun niyetlerini, Bütünşehir Yasası, Orman Yasası, Maden yasası ile parça parça uygulamaya sokmuştu ki, bunların cumhuriyet devletinde hangi sorunlara yok açtığı kısa sürede görüldü.

‘‘AK Parti tüm kurum ve kurallarıyla işleyen piyasa ekonomisinden yanadır

Devletin ilke olarak her türlü ekonomik faaliyetin dışında olması gerektiğini benimser.’’ [76]

AKP’nin niyetlerini aşağıda 2003 ve 2008 Ulusal Programları bölümünde ayrıntılı olarak ele alıyoruz.

TBMM DESTEĞİ İLE EMPERYALİZME VERİLEN SÖZLER

Parti belgelerini ve benzerliklerini gördük.

Bu bölümde de emperyalist merkezlerin beklentileri ile aralarındaki benzerlikleri, aynı amaçlar için nasıl ve ne şekilde birlikte çalıştıklarını göreceğiz.

Önce emperyalist merkezlere partilerin hangi sözleri verdiklerini okuyalım;

Elbette ki belgeleriyle…

DSP-MHP-ANAP HÜKÜMETİ AB’YE NELERİ VAAT ETTİ?

Aşağıda bölümler halinde okuyacağımız belge, ‘Ulusal Program’ adı verilen, DSP-MHP-ANAP Hükümetinin AB emirlerini T.C. Hükümeti kararı olarak taahhüt ettiklerinin belgeleridir. Yaklaşık 1000 sayfadan oluşan ve ekleriyle binlerce sayfayı bulan, milletvekillerinin bile okumadığı bu metinler, esasa ilişkin olmayan bazı bölümlere yapılan itirazlarla, DSP, MHP, ANAP, CHP ve DYP’nin oyları ile parlamento kararı haline getirilmiştir. 

Adı “Ulusal Program” olan belgeden, konumuzla ilgili bazı bölümleri dikkatinize sunuyorum:[77]

EYALET SİSTEMİ

 ‘‘BM Uluslararası Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesi ile İhtiyari Ek Protokolü ve BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (ile, M.A.) söz konusu iki sözleşmenin imzalanması, Türkiye’nin bu yöndeki siyasî irade ve niyetini ifade etmektedir. Onay işlemlerinin başlatılması için… TBMM’ye sunulacaktır.

Millî Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatlarına yetki ve sorumluluk devredilmesi amacıyla 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat Kanunu’nda düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Yerel yönetimlerin düzenli gelir kaynaklarına sahip olması sağlanacaktır;

Yerel yönetimlerin dış kaynaklı proje kaynaklarından faydalanması yasal bir çerçeve ile düzenlenecek, İller Bankası’nın görevleri yeniden şekillendirilecektir;

Yerel yönetim birlikleri ve şirketleri yeniden düzenlenecek.’’

Sözü edilen sözleşmeler, ‘etnik, dini, mezhepsel ve bölgesel grupların kendi kaderini tayin etme kararı almaları halinde, Türk Devleti bu taleplere uygun adımlar atmazsa, uluslararası müdahaleleri kabul ettiğinin’ sözleşmeleridir. 

MGK’NIN SINIRLANDIRILMASI

‘‘Millî Güvenlik Kurulu, ulusal güvenliği ilgilendiren alanlarda bir danışma organı niteliğindedir. Anayasa ve Yasanın ilgili maddeleriKurul’un yapısı ve işlevini daha açık bir biçimde tanımlayacak şekilde orta vadede gözden geçirilecektir.’’

Ulusal Programı, Milli Güvenlik Kurulu’nun konumundan rahatsız olan AB yöneticilerine, ‘merak etmeyin, gereğini yapıyoruz’ demektedir;

IMF İLE ANLAŞTIK, DEVLETİ EKONOMİDEN ÇEKECEĞİZ

‘‘1999 sonunda üç yıllık… Uluslararası Para Fonu ile de Stand-by Düzenlemesi yapmıştır. …kamu bankalarının yeniden yapılandırılmaları ve özelleştirme programı büyük önem taşımaktadır.

Türk Telekom ve Türk Hava Yolları gibi kuruluşların özelleştirilmesi ile… pazar ekonomisi… kuvvetlendirilecektir.

Sosyal güvenlik kurumlarına… ilişkin düzenlemeler, özelleştirme faaliyetlerinin hızlandırılması ve kamu harcamalarına disiplin getirilmesi (sağlanacaktır, M.A) 

Devletin asli görevlerine dönmesi sürecinde önemli bir rol oynayacak olan özelleştirme sonucunda… 

Devletin ekonomideki işlev ve ağırlığının azaltılması, … katkıda bulunacaktır.’’

Özetle, “IMF’nin emrindeyiz, devleti ekonomiden çekmeye, kurumları satmaya başladık.” denmektedir.

MEVZUATI DEĞİŞTİREREK HER ALANI SİZE AÇIYORUZ.

Milli ekonominin tasfiyesinde atmayı planladıkları adımlar ürkütücüdür. Belgenin bu bölümünde kamu kurumlarından hangilerinin nasıl satılacağı veya tasfiye edileceğine dair epeyce uzun bölümü sadece hangi kurumları amaçladıklarının görülmesini sağlayacak şekilde özetliyorum:

 ‘‘Radyo ve Televizyon Kuruluşu ve Yayıncılığı…

Havacılık, deniz taşımacılığı ve limanlar…

Kabotaj Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu…

Balıkçılık ve emlak komisyonculuk… bütün sektörler yabancı yatırımlara açıktır.

Petrol ve madencilik, radyo-televizyon yayıncılığı ve telekomünikasyon

Sigortacılık sektörü…’’

DEVLETİ SANAYİDEN ÇEKİYORUZ

AB emperyalizmine TBMM kararı olarak verilen taahhütte, devletin sanayiden çalışacağı belirtilmektedir:

‘‘Stratejik alanlar hariç kamu sektörünün imalat sanayiinden çekilmesine yönelik özelleştirme uygulamalarına önem verilmekte, …hedeflenmektedir.’’

‘‘Kardemir’in özelleştirilmesinden sonra, sektördeki özelleştirme çalışmaları beklenen hızda devam etmemiştir. Vasıflı ve özel çelik üretimine yönelik Asil Çelik ise 2000 yılında özelleştirilmiştir.

İkinci büyük entegre tesis olan İSDEMİR, Türkiye’nin en büyük entegre tesisi olan ERDEMİR’in özelleştirme çalışmaları devam etmektedir.  

 Posta hizmetlerinde devlet tekelinin kaldırılması ve pazarın serbestleştirilmesi hedefine yönelik bir gelişme gerçekleştirilememiştir.

 ‘‘TRT’nin bazı kanallarının lisans altında özelleştirilmesi hedefi gerçekleşmemiştir. ’’

 ‘‘2000 yılında, TÜPRAŞ hisselerinin yaklaşık yüzde 35’i özelleştirilmiştir. Petrol ürünlerinin dağıtım ve pazarlama faaliyetlerinden sorumlu olan Petrol Ofisinin ise Temmuz 2000’de yüzde 51’lik hissesi özel sektöre devredilmiş olup, yüzde 6’sı İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem görmekte, yüzde 44’ü ise Özelleştirme İdaresinin sorumluluğunda bulunmaktadır.

doğal gazın dağıtımında yabancı ve/veya özel sektörün faaliyet göstermesinde yasal bir engel bulunmamaktadır.’’

 ‘‘Demiryolları için yeni bir kurumsal yapı gerekmektedir. Ülkemizin AB’ye üye olması halinde, yabancı taşımacıların sınırlarımız içinde taşıma yapabilmesine olanak veren yasal düzenlemelerin, …bir geçiş süresi kapsamında (3-5 yıl) uygulamaya sokulması gerekmektedir.’’

 ‘‘İki adet GSM lisansının satışı 1998 yılında imzalanmış…

2000 yılında üçüncü GSM lisansının satışı gerçekleştirilmiş olup…

2000 yılı içerisinde aralarında TÜPRAŞ, PETKİM, THY, ERDEMİR, SEKA gibi büyük ölçekteki KİT’lerin de bulunduğu kamu işletmelerinin blok satış ve halka arz gibi çeşitli yöntemlerle özelleştirilmeleri programlanmıştır. 

2000 yılı içerisinde, Petrol Ofisi’nin yüzde 51’nin blok satışı… olmuştur.

TARIMA VE KÖYLÜYE OPERASYON

‘‘…devlete artan maliyetinin azaltılması amacıyla çiftçiye doğrudan gelir desteği sistemine geçilmesi yönünde önemli bir adım atılmıştır. 

Çiftçiye düşük faizli kredi desteği kaldırılmış olup, gübre desteği aşamalı olarak azaltılmaktadır. Gübre desteği… reel olarak azalacak ve 2002 yılının ilk çeyreğinde kaldırılacaktır. ’’

 ‘‘Şeker destekleme fiyatı sistemini ortadan kaldıracak… şeker fabrikalarının özelleştirilmeleri 2001 ve 2002 yılında tamamlanacaktır.’’

BİRLİKLERDEN DESTEĞİ ÇEKİYOR, FINDIK VE ÇAY ÜRETİM ALANLARINI DARALTIYORUZ

 ‘‘Tarım Satış Kooperatifleri ve bunların kurduğu Birlikler… destekleme alımlarında Birliklere tam özerklik sağlayan kanun… gözden geçirilmesi… atıl varlıklar ile… gerekli olmayan varlıkların tasfiye edilmesi, kooperatif ve Birliklerin… özerk yapıda faaliyet göstermeleri sağlanacaktır.’’

 ‘‘Fındık üretim alanlarının daraltılmasına yönelik önlemler alınacak ve çay üretim alanlarının genişlemesi önlenecek...’’

AKP İKTİDARINDA “ULUSAL PROGRAM” VE DEVLET

2001 yılındaki DSP-MHP-ANAP Hükümetinin ‘Ulusal Program’ından sonra AKP de kendi iktidarı döneminde 2003 yılında ve 2008 yılında olmak üzere iki kez “Ulusal Program” adıyla hazırladığı metinleri tıpkı 2001’de olduğu gibi TBMM’de oylatarak Meclis kararı haline getirmiş ve Avrupa Birliği emperyalizmine, AB’ye girme yolunda şu işleri yaptık, şunları da yapıyoruz diye taahhütler listesi vermişti.

2001 yılındaki, 2003 yılındaki ve 2008 yılındaki Ulusal Programlar, o dönemdeki iktidarlarca hazırlanmış olmakla ve hazırlayanların daha fazla sorumluluğu bulunmakla birlikte, her üçü de mecliste bulunan bütün partilerce oybirliği ile kararlaştırıldığı için onaylayan bütün partilerin de sorumlulukları bulunmaktadır.  Gerideki belgeyi ve şimdi okuyacaklarımızı bu gözle ele almak doğru olacaktır.

 “Ulusal Program 2003” belgesinde Avrupa Birliği emperyalizmine şu sözler verilmektedir:

 AB STRATEJİK HEDEFİMİZ

 ‘‘Ülkemizin Avrupa Birliği’ne tam üye olması temel stratejik hedefimizdir. Katılım sürecimiz, bu yönde ilerlemektedir… AB’nin bu anlamda, gerçekleştirdiğimiz devrimsel nitelikteki reformların önemini kabul etmesi, bundan sonraki çalışmalarımıza da ivme kazandıracaktır.’’ [78]

 “ATATÜRK DE CUMHURİYET DE AB’Cİ İDİ”

Zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül böyle diyor. Sadece Gül değil, AB’ci partilerin hepsi aynı nakaratı tekrarlıyorlar. Aşağıdaki bölümlerde Cumhuriyete ve Atatürk’e sürüklen bu lekenin yapılan bu yakıştırmanın belgelerini sunacağız. Tabi Atatürk’ün benzeri niyetler hakkında zamanında söylenmiş tarihi sözlerini de:

 ‘‘Türkiye’nin, hedeflerine ulaşmasını sağlayacak en önemli projesi Avrupa Birliği’ne tam üyeliktir… Türkiye’nin stratejik vizyonunun da ayrılmaz bir parçası olan bu hedef, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ve Atatürk’ün ulusumuz için belirlemiş olduğu çağdaş uygarlıkla bütünleşme ülküsüyle birebir örtüşmektedir.’’[79]

1980’LER BİZİ PİYASACI YAPTI

‘‘Türkiye, dünya konjonktüründeki gelişmelere paralel olarak 1980’li yılların başında piyasa ekonomisi ilkelerini benimseyerek rekabetçi ve dışa açık bir makroekonomik yapının oluşturulması amacıyla önemli adımlar atmıştır.

…kamunun… rekabete açılmasına… ve özelleştirme programının uygulanmasına devam edilecektir. ’’[80]

IMF VE DÜNYA BANKASININ PROGRAMI DEVAM EDECEK

 ‘‘2002-2004 dönemini kapsayan ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası ile birlikte yürütülen ekonomik reform programı güçlendirilerek kararlı bir şekilde uygulanmaya devam edilecektir.’’ 

 ‘‘AB’ye tam üyelik hedefleri doğrultusunda ekonomide kamunun ağırlığı azaltılarak ve serbest piyasa koşullarının sağlanmasıdır.

Devletin mal ve hizmet üreticisi konumundan uzaklaşarak asli görevlerinde yoğunlaşması ile, ekonomideki faaliyetlerinin gözetim ve düzenleme ile sınırlı tutulması amaçlanmaktadır. 

2002 yılı sonu itibarıyla, petrol dağıtımı, hayvan yemi, süt ürünleri, havaalanı yer hizmetleri ve çimento sanayii gibi alanlardan devlet tamamen çekilmiştekstil, turizm, et ve balık ürünleri, deniz taşımacılığı alanlarında ise piyasadakibelirleyici konumunu özel sektöre devretmiştir. 

…tarım ve alt yapı hizmetleri alanlarındaki reformlar hızlandırılarak sürdürülecektir.

Kamu bankalarının özelleştirilmesi… ve mali sektörde kamunun etkisinin azaltılması yönünde önemli adımlar atılmıştır. 

…kamu ihaleleri, radyo ve televizyon yayıncılığı, bankacılık, enerji, telekomünikasyon, tütün ve şeker gibi alanlarda bağımsız düzenleyici kurumlar oluşturulmuştur. ’’

…özelleştirmenin orta vadedeki temel amacı; dünya piyasalarına entegre olma… 

…devletin dokuma, kâğıt, gübre, petro-kimya, tütün, içki, ham petrol işlenmesi gibi alanlardan tamamen; madencilik, liman işletmeciliği, doğalgaz dağıtımı ve bankacılık gibi alanlardan kısmen çekilmesi öngörülmektedir. 

TEKEL ve TÜPRAŞ gibi… kuruluşların özelleştirilmesi ile… yerli ve yabancı yeni üreticilerin de bu piyasalara girişinin temin edilmesi ve böylece rekabetçi bir piyasa yapısının gerçekleşmesi hedeflenmektedir. 

İstanbul’da toplu taşımacılıkta… özelleştirme faaliyetleri yürütülmektedir.’’

ULUSAL TARIMI ÇÖKERTİYORUZ

‘‘Çiftçilere Doğrudan Gelir Desteği Sağlanmasına İlişkin… Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılmış ve doğrudan gelir ödemelerine 2001 yılında başlanmıştır. 

Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) küçültülerek… TMO dışındaki tarımsal KİT’lerin… özelleştirilmesi öngörülmektedir. 

Kırsal alanda, tarım dışı sektörlere destek verilmesi… amaçlanmaktadır. İstihdamın yapısının tarım dışı sektörler lehine değiştirilmesi, …istihdam politikasının temel amaçlarıdır.’’

SGK’YA DESTEĞİ AZALTIYORUZ

 ‘‘… sosyal güvenlik sistemine bütçeden yapılan transferler azaltılacaktır. 

bireysel emeklilik sisteminin düzenlenmesi ve denetlenmesi amacıyla, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu 7 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.’’ 

YABANCI SERMAYEYE ÖZGÜRLÜK

‘‘Sermaye hareketlerinin tam serbestleştirilmesi ve yabancı sermaye yatırımlarının teşvik edilmesi doğrultusunda atılan adımlar sürdürülecektir.

Ülkemizde… Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanunda yabancı sermayeye ilişkin kısıtlamalar… değiştirilmiştir.

EYALET SİSTEMİ HAZIRLIĞI

‘‘…siyasi kriterlerle ilintili çeşitli sözleşmeler imzalanmış veya onaylanmıştır. Bunlar arasında… BM Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, … de bulunmaktadır. 

Devletin üretici rolünden çok düzenleyici ve denetleyici işlevlerine önem veren bu yeni yaklaşım, yerinde yönetime ağırlık vermektedir.

 “Kamu Yönetimi Reform Tasarısı” Türkiye açısından çok önemli bir gelişmedir. “Reform Tasarısı”; Kamu Yönetimi Temel Yasası, Mahalli İdareler Yasası ve Kamu Personel Rejimi olmak üzere üç yasa taslağından oluşmaktadır. 

Kamu yönetimi reform tasarısının en önemli boyutu merkezi idare ile mahalli idarelerin teşkilat, görev, yetki ve kaynak dağılımı açısından yeniden düzenlenmesidir. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesini hedefleyen reform tasarısı merkezi idarede toplanan yetkilerin bir kısmının yerel yönetimlere devredilmesi… öngörmektedir. Bu temel anlayış 4. maddenin (c) fıkrasında, “kamu kurum ve kuruluşlarında görev, yetki ve sorumluluk, hizmetten yararlananlara en uygun ve en yakın birime verilir” ifadesi ile dile getirilmiştir. 

Kamu Yönetimi Temel Kanunu: İlk aşamada, kamu yönetiminde uyulacak temel ilkeleri ortaya koyan ve özellikle merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki görev, yetki ve kaynak dağılımını netleştiren bir çerçeve kanun çıkarılacaktır. 

İkinci aşamada… bütün kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş kanunları gözden geçirilecektir. 

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak… yerel yönetimlerin yetki ve görevleri tadadi olarak sayılmak yerine, merkezi idarenin görev ve fonksiyonları belirlenecek, geriye kalan her türlü mahalli ve müşterek nitelikli görev ve hizmetler yerel yönetimlerin uhdesine verilecektir.

…yerel yönetimler; merkezi idarenin belirleyeceği ilke ve standartlara, ulusal ve bölgesel planlara uygun olarak, mahalli ve müşterek nitelikli ihtiyaçların karşılanması konularında kendi kararlarını alan, kaynaklarını oluşturan, projelerini uygulayan ve vatandaşların denetimine açık çağdaş idari birimler olarak yeniden yapılandırılacaktır. ’’ 

 ‘‘Kamu kesiminde personel alımlarını sınırlandırmaya yönelik politikalar sürdürülecektir. 

ORTAK ÖZELLİKLER

Belgelerini okuduğumuz partilerin ortak yanlarını sıralarsak şu konulardaki bezerliklerini, hatta neredeyse aynı kelimelerle yazılmış benzerliklerini sıralayabiliriz;

1-) Saadet Partisi’nin ikinci dönemi ve Yeniden Refah Partisi dışındaki partiler bağımsız Türk devletini savunmuyorlar. Ülkemizin emperyalist AB’nin devletine katılarak kendisini tasfiye etmesini savunuyor ve amaçlıyor.

Bilindiği gibi Türkiye devletinin AB’ye katılması halinde ulusal bağımsızlığı, ulusal iradesi, milli marşı, Türk Lirası, ulusal ekonomisi ortadan kalkacak, Avrupa Birliği devletinin değerleri egemen olacaktır.

2-) Belgelerini okuduğumuz partilerin tamamı devleti küçültmeyi, devletin görevlerini “adalet, iç ve dış güvenlik ve dışişleri” ile sınırlamak, devletin bunlar dışındaki görevlerini mahalli idarelere devretmesini savunmakta ve amaçlamaktalar.

Bu uygulama, PKK’nın arzuladığı özyönetimlerin ya da adem-i merkeziyetçi süreçlerin önünü açarak üniter devletin dağılmasına yol açacaktır.

3-) Burada belgelerini sunduğumuz partilerin tamamına yakını, cumhuriyet devletinin yarattığı halkçı ve kamucu ekonominin tasfiye edilmesini, emperyalist tekellerin iç pazarımızda egemen olacağı serbest piyasa ekonomisini amaçlıyorlar. Bu amaçla da devletin ekonomideki rolünü, koordine eden ve ancak özel sektörün gücünün yetmediği alanlarda yatırım yapabilen düzeye düşürmeyi amaçlıyorlar.

Partilerin tamamına yakını, ekonomideki etkinliği kırılmış, yatırım ve üretimdeki rolü zayıflatılmış KİT’lerin, stratejik alanlarda faaliyet yürütüyor olmalarına da aldırmadan satmayı amaçlamaktalar.

4-) Partilerin tamamına yakını eğitim ve sağlık alanında özel sektörün varlığına itiraz etmemekte, buna rağmen “parasız sağlık”, “parasız eğitim” gibi anayasal gereklerin nasıl yerine getirileceğine dair yanıtları geçiştirmekteler.

5-) Partilerin tamamına yakını, eğitim ve sağlık gibi üniter devletin en temel alanlarını, hatta bazıları sosyal güvenliği dahi mahalli idarelere devretmeyi, eğitim müfredatlarının yerel yönetimlerce ya da yerel yönetimlerle birlikte belirlenmesini savunmaktalar.

6-) Kökleri 1980 öncesindeki partilere dayanan bu partilerin tamamına yakını, geçmişlerinin tersini amaçlamakta, geçmişte iktidara gelmiş olanların yaptıklarını da yıkmayı planlamaktalar.

7-) Geçmişlerini inkâr eden ve tersini amaçlayan belgelerini okuduğumuz partiler, sanki bir merkez tarafından dikte edilmişçesine emperyalizmin arzularını aynı ifadelerle programlarına yazmışlar. 

Bu da 12 Eylül Amerikan darbesinin gerçekte 1983 yılında yapılan genel seçimlerle son bulmadığını, diktatörlüğün ve diktatörlüğün arkasındaki emperyalist etkinin partiler üzerinde çok daha uzun süre devam ettiğini göstermektedir. 

😎 Bütün bu nedenlerle, ne Avrupa Birliği emperyalizminin dayatmaları karşısında, ne IMF, Dünya Bankası ve OECD’nin emirleri karşısında farklı bir tavır sergilememiş, itirazsız şekilde istekleri yerine getirmeye koyulmuşlardır. 


[1]Anavatan Partisi Programı

[2]Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın Ulusal Programla ilgili TBMM’deki Grup konuşması- 20 Mart 2001

[3] Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında, LAEKEN ZİRVESİ sonrası yaptığı konuşma / 21 Aralık 2001

[4]Anavatan Partisi Programı

[5] Anavatan Partisi Programı

[6] Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın  İKV’nin Türkiye – AB İlişkileri Toplantısındaki konuşması – 23 Temmuz 2001

[7] Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında, LAEKEN ZİRVESİ sonrası yaptığı konuşma – 21 Aralık 2001

[8] DYP Parti Programı- Merkezi İdare Reformu

[9] Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğe adaylığının ilan edildiği Helsinki Zirvesi’nden sonra Türkiye-Avrupa Birliği Derneği tarafından Ankara’da düzenlenen “Helsinki Zirvesinin ardından Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri” konulu panelin açılışında yaptığı konuşma-15 Aralık 1999 

[10] DYP Parti Programı 4. bölüm- Ekonomide hak düzeni 

[11] DYP Parti Programı –Özelleştirme

[12] Demokrat Parti 2007 Seçim Bildirgesi

[13] Demokrat Parti Programı: “Barışan Türkiye ve Yenilenen Devlet”

[14]Demokrat Parti Programı: “Barışan Türkiye ve Yenilenen Devlet”

[15] Demokrat Parti Programı: “Barışan Türkiye ve Yenilenen Devlet”

[16] MHP 2002 Seçim Bildirgesi 

[17] Devlet Bahçeli’nin Katılım Ortaklığı Belgesi üzerine TBMM Grup konuşması -14 Kasım 2000

[18] MHP 2002 Seçim Bildirgesi S. 16

[19] Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin Ulusal Program üzerine MHP Grup konuşması- 27 Mart 2001

[20] MHP 2002 Seçim Bildirgesi 

[21] MHP 2011 Seçim Bildirgesi

[22]Parti Programı 7.6. özelleştirme

[23] MHP 2011 Seçim Bildirgesi

[24]Parti Programı-Kamu taşınmazları 

[25] 2002 Seçim Bildirgesi S. 39

[26] 2002 Seçim Bildirgesi S. 44-45

[27] Parti Programı-  Madencilikte özel sektör ve yabancı sermayenin teşviki

[28] Parti Programı- Enerji

[29] MHP 2000 Parti Programı- Tarım sektöründeki işletme, kuruluş ve kooperatiflere ilişkin yapısal düzenlemeler

[30] MHP 2000 Parti Programı

[31] MHP 2009 Parti Programı

[32] CHP 2011 Seçim Bildirgesi

[33] CHP 2011 Seçim Bildirgesi

[34] CHP Parti Programı

[35] CHP Seçim Bildirgesi 2011

[36] Deniz Baykal-Önsöz- CHP’nin Türkiye-AB İlişkileri Hakkındaki Görüş, Öneri ve Uyarıları-Yorum Matbaası

[37] Deniz Baykal’ın NTV’ye mülakatı- 10 Ekim 2002- CHP’nin Türkiye-AB İlişkileri Hakkındaki Görüş, Öneri ve Uyarıları-Yorum Matbaası

[38] Deniz Baykal’ın CHP Kurulunda AB Uyum yasaları hakkında konuşması-3 Haziran 2003- CHP’nin Türkiye-AB İlişkileri Hakkındaki Görüş, Öneri ve Uyarıları-Yorum Matbaası

[39] Habertürk Gazetesi – 11 Haziran 2010- Anberin Zaman ile söyleşi

[40] Turkish Policy Quarterly dergisi ile söyleşi

[41] CHP 2011 Seçim Bildirgesi

[42] CHP 1992 Parti Programı

[43] 2002 Seçim Bildirgesi

[44] CHP 2008 Parti Programı

[45] CHP 2008 Parti Programı

[46] CHP 2008 Parti Programı

[47] CHP 2008 Parti Programı

[48] CHP 2008 Parti Programı

[49] CHP 2008 Parti Programı

[50] CHP 2008 Parti Programı

[51] CHP 2008 Parti Programı

[52] CHP 2008 Parti Programı

[53]SP Parti Programı- İdari reform

[54]SP Parti Programı -Yerel yönetimler

[55] Parti Programı -Yerel yönetimler

[56] A.g.b

[57] Necmettin Erbakan’ın Başbakan olarak Mecliste okuduğu Hükümet Programı

[58] Saadet Partisi 2019 Programı

[59] Yeniden Refah Partisi 2018 Programı

[60] DTP Parti Programı S. 15

[61] a.g.k s. 49

[62] a.g.k  s. 50

[63] DTP Parti Programı s. 47

[64] DTP Parti Programı s. 7 Günümüz dünyasında yaşanan temel sorunlar ve çelişkiler

[64] DTP Parti Programı S.15

 

[66] DTP Parti Programı s. 36

[67] DTP Parti Programı s. 45

[68] DTP Parti Programı s. 46

[69] DTP Parti Programı s. 59

[70] DTP Parti Programı s. 60 – 61

[71] DTP Parti Programı s. 70

[72] Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Programı

[73] Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Programı

[74] AKP Parti Programı 4.1. Kamu Yönetimi Anlayışımız

[75] 58. Hükümet Programı   Abdullah Gül Hükümeti 23 Kasım 2002

[76] AKP Parti Programı III Ekonomi 3.1. Ekonomi Anlayışımız

[77] Ulusal Program 2001- Bakanlar Kurulu Kararı- (Resmi Gazete Tarihi: 24 Mart 2001 Sayısı: 24352 Mükerrer) Karar Sayısı: 2001/2129

[78] AB Komisyonu’nun ülkemiz hakkında hazırladığı 2003 İlerleme Raporu Ve Strateji Belgesinin Türkiye ile ilgili kısmı hakkında Bakanlar Kurulu Açıklaması- 5 Kasım 2003

[79] age

[80] Ulusal Program ve AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine İlişkin 2003/5930 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, 24 Temmuz 2003 tarihli ve 25178 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir