Dergimizin önceki sayısı, ülkemizde iktidar yandaşı medya personelinin uyuşturucu ve seks partilerinin gündemi kapladığı sırada hazırlandı. Bu sayımızı ise Jeffrey Epstein’in ABD Adalet Bakanlığı’nca açıklanan yazışmaları ve belgelerinin tartışıldığı sırada matbaaya veriyoruz. İki ayda bir yayınlanan bir dergi olarak, hakim sınıfların ve onların aparatlarının ahlaki çürümesine ve rezaletlerine yetişmekte güçlük çekiyoruz.

Önceki sayımızda Türkiye’de iktidar medyasındaki yozlaşma ve kural tanımazlığı ifade etmek için şöyle söylemiştik: “Hiçbir ahlaki değerleri kalmamıştır. Kendilerini hiçbir yasal düzenlemeye uymak zorunda hissetmezler. Hiçbir töreye bağlı değillerdir.” Epstein belgeleri bu yasa ve ahlak tanımazlığın tekil bir bozulma değil bir sınıf karakteri olduğunu, Türkiye’dekiler ile Epstein gibiler arasında bir nitelik farkı bulunmadığını, kontrol ettiği sermaye birikiminin ve siyasal gücün yoğunlaşma düzeyine bağlı olarak hepsinin fırsat bulduğunda bir Epstein olacaklarını göstermektedir.

Çünkü Mehmet Akif Ersoy’u bir muhabir iken “anchorman” yapan süreç ile Epstein’i bir matematik öğretmeni iken finansal operasyonlarla ve düpedüz hırsızlıklarla sosyetik milyonere çeviren süreç aynıdır. İnsanlığın emeğini ve birikimini yağmalayan bir asalaklar sürüsü için insanlık artık bir mülkiyet konusudur. Bu yüzden kadınları ve çocukları insan değilmiş gibi kullanmakta, alıp atmakta, birilerine ikram etmekte tereddüt etmezler. Bu onlar için bir istisna değil normdur. Bu yüzden son iki ayda ifşa olan bu kimselerin yazışma ve fotoğraflarında yer almayan bir hiper zengin, siyasetçi, prens prenses kimse kalmamıştır.

Bu rezaletlerde kadın ve çocuk bedeninin sömürülmesi, küresel çapta emekçilerinin alınterinin ve bedeninin sömürülmesinin hem sonucu hem de bir başka görünümüdür. İkincisine karşı çıkmadan ilkine de kanşı çıkılamaz. Bu pislik bir devrim olmadan temizlenemez. Bu sayımızda 3. ölüm yıldönümünde Mehmet Bedri Gültekin’i anıyoruz. Mehmet Bedri Gültekin’in mirası yalnızca dar anlamda bir siyasal bilinç ve irade değil aynı zamanda insan kalmakta, toplumun onurunu ve ahlakını savunmakta kendini gösteren bütünsel bir devrimci tutumdur. Yalnızca sınıf düşmanlarına karşı mücadeleye değil devrimci niyetlerle bir araya gelen topluluklarda da ortaya çıkabilen bireyciliğe, çıkarcılığa, yoldaşının kuyusunu kazarak yükselmeye çalışan ahlaksızlığa karşı mücadeleye adanmışlığa da sahip çıkıyoruz. Yoksullar sermaye sofralarında ve yataklarında yem edilmesin diye Mehmet Bedri Gültekin’i anıyor ve devrimcilikte ısrar ediyoruz.