Kitle çalışması çok konuşulan ve çok teorisi yapılan bir çalışma biçimidir ancak bu teori, pratikten yola çıkar, pratikte sınanır ve buna göre şekil değiştirir. Kitle çizgisi, bu pratik değişimlerden ve manevralardan alınan derslerle ve ödevlerle oluşur. Bu çalışma kuyrukçuluğa düşmeden, dar çevrelerden kurtulup ilkesel biçimde toplumun en geniş kesimlerini örgütleme pratiğidir. Merkezi ise kitle neredeyse orasıdır. İşçiler için fabrikalar ve atölyeler, köylüler için tarlalar, öğrenciler içinse bu merkez kampüslerdir. Parti binasına hapsolan, partiyi kahvehane haline getiren veya kitleyi salt partiyle buluşturmaya çalışan bir metotla kitle çizgisi inşa edilemez. Bu çizgiyi inşa etmek isteyen, tabelaların arkasına sığınmadan, üretimin ve sosyal yaşamın kalbinde bulunmalıdır. Kurumsal ilişkiler, kitleye gitmeden kurulamayacağı gibi bir devrimcinin yapması gereken örgütleyeceği yurttaşlarla kurumsal ilişkide kurmak değildir. Güven aşılamak, kitlelerden öğrenmek, kapitalist biçimde bunu ifade etmesek de ‘’marka’’ haline gelmek, yani içinde bulunduğu harekete eylemlerle damga vurmaktır. Mao Zedong’un da söylediği gibi, kitleye öğretmen kesilmeden ve üstten yaklaşmadan, önce ‘’kitleden öğrenmeli’’ sonra ‘’öğretmeli.’’ Çünkü neyi nasıl öğreteceğini öğrenmenin yolu da kitlenin taleplerini ve isteklerini, kaygılarını ve hassasiyetlerini öğrenmekten geçmekte ve anca kitleyi dinleyen kişi, kitle tarafından dinlenme hakkını elde edebilmektedir. Kitleyi dinlemeden verilen ders, muhatabı olmayan bir nutuktur. Kitleye gitmeden kurulan yapı, temelsiz bir yapıdır, yolun doğruluğunu ancak o yolun tozunu kitleden önce ve kitleyle birlikte yutanlar bilebilir. Sistem siyasetinden ayrılan yerde burasıdır. Yoldaşlık, arkadaşlık ve kader birliğinin kurulacağı zemin, bu zemindir. Kitle nesne değil öznedir. Etrafımızda geniş çevreler, ittifaklar ve kümelenmeler ancak böyle oluşabilir. Burada kümelenmeyi anlamadan salt bir biçimde girişilecek yönetme iddiası da kurulacak güvene dayalı ilişkiyi zedeleyecektir.

Sistemin sürdürdüğü kara propagandayı, sosyal medyadaki ambargoyu, maddi ve manevi imkansızlıkları aşmanın yolu, kitle pratiğiyle bir kitle örgütü inşa etmektir. Bu bir toplum mühendisliği değil devrimci bir oluşum için varoluş meselesidir. Özetle kitle çizgisin alfabesi şöyle özetlenebilir; kitle neredeyse oraya git, onlarla yaşa, öğren, öğrendiklerini planlı bir biçimde kuramsallaştır ve ardından eyleme geç. Kitle çalışması doğru kavranmadığında ise kolaylıkla iki uç sapmaya savrulur: kuyrukçuluk ve sekterlik. Kuyrukçuluk, kitlenin mevcut bilincine teslim olmak, onu olduğu yerde kutsamak ve dönüştürme iddiasından vazgeçmektir. Bu anlayış, kitleyi ileriye taşımak yerine mevcut geriliklerin peşine takılır. Devrimcilik değil, edilgen bir izleyicilik üretir. Sekterlik ise bunun karşıtıdır. Kitleyi küçümseyen, ona tepeden bakan, kendi doğrularını mutlaklaştıran bir yaklaşımdır. Bu anlayışta kitle yoktur; sadece konuşan ama karşılığı olmayan bir örgüt vardır. Bu da kitleyle bağların kopmasına, yalnızlaşmaya ve nihayetinde etkisizleşmeye yol açar. Gerçek kitle çizgisi, bu iki sapmanın dışında, diyalektik bir hatta kurulur. Ne kitlenin geriliğine teslim olur ne de ona yabancılaşır. Hem öğrenir hem dönüştürür. Bir diğer tehlike ise “faaliyet fetişizmi”dir. Sürekli etkinlik yapmak, sürekli görünür olmak, fakat hiçbirinin kitle içinde kalıcı bir karşılık üretmemesi… Bu durum, hareketi derinleştirmez; aksine yüzeyselleştirir. Kitle çalışması, nicelik değil nitelik meselesidir. Bir kişinin bilincinde yaratılan gerçek bir değişim, yüzlerce yüzeysel temastan daha değerlidir. Bu temas, broşür dağıtırken de afiş asarken de sağlanabilir ancak oturarak sağlanılamaz.

Son kertede mesele kitleyle temas kurmak değil, kitleyle birleşmektir. Aynı hayatı paylaşmadan, aynı sorunları hissetmeden, aynı mücadeleye omuz vermeden gerçek bir kitle çalışması kurulamaz. Bu, dışarıdan yapılan bir müdahale değil; içeriden kurulan bir bağdır. Devrimci için kitle, ulaşılacak bir hedef değil; birlikte yürünecek bir yoldur.

Kitle pratiğinin esaslarını ve prensiplerini öğrenmenin tek yolu ise, kitle pratiğinin içine dalmak ve hata yapmak, yapılan hatalardan dersler çıkarmaktır. Kimse anasının karnından devrimci veya militan doğmadığı gibi, kitle pratiğinin esaslarını kavramış bir şekilde de kitle pratiğine atılamaz. Kitle önderliği, daha doğru bir ifadeyle doğal önderlikte ancak eylemle öğrenilebilir. Kitleler, kırılma anlarında; içinde bulundukları doğal yaşam alanlarında güvendikleri ve güvenmek istedikleri kişiye bakarlar. Bu kırılma anları, halk hareketleri ülkemizde sivrilen bir kitle örgütü olmadığı için tarihin çöplüğüne karışmakta ve fırsatlar tepilmektedir. 

Özellikle içinde bulunduğumuz bu dönemde, mevcut ve güncel Türkiye koşullarında görev gençliğe düşmektedir. Ülkemizin her bir tarafından eylemler fışkırmaktadır. Bu eylemlerin istikrarını ve başarısı sağlamak, siyasal bir hatta sürüklemek, kampüsleri örgütlemek ve kampüslerden işçilere uzanan köprüyü inşa etmek ancak örgütlü üniversite gençliğinin yapabileceği bir şeydir. Türk devrimi, daha önce hiç olmadığı kadar Türk gençliğine muhtaçtır. Gençlik, bu ihtiyaca karşılık verebilir ve en geniş kesimleri örgütleyebilirse yarınların Türkiye’si yaratılabilir.