Sınıflı toplum yapısının ortaya çıkması ve üretim ilişkilerinin katmanlaşmasıyla ortaya çıkan devlet aygıtı, ortaya çıktığı andan itibaren üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşüme paralel olarak farklı biçimler almış ve bu eksende de ekonomi-siyaset ilişkisinin başat aktörü olarak sosyal bilimcilerin temel araştırma konusunu haline gelmiştir. Kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla devletin siyasal ve toplumsal alandaki rolünün hiç olmadığı kadar yoğunlaşması, kapitalizmin içerisine girdiği krizlerle devletin bu krizlerde aldığı yeni formlar arasındaki ilişkiyi ve sınıf mücadelesi içerisinde devletin konumunu tartışma konusu haline getirmiştir. “Sosyal refah dönemi” olarak bilinen Keynesyen dönemde bu eksende yaşanan en meşhur tartışma Nicos Poulantzas ile Ralph Miliband arasında New Left Review (NLR) sayfalarında yaşanan tartışmadır. Bu çalışma, Keynesyen modelin yerine ikame edilen neoliberal birikim rejiminin içine girdiği krizde devletin konumunu ve devletin kendi krizini anlamaya çalışırken Poulantzas ile Miliband arasında yaşanan kuramsal tartışmanın, kapitalist devletin güncel krizini anlama noktasında bize ne gibi imkanlar sunup/sunmadığını tartışmaya açacaktır. Çalışmada, tartışmanın karşılıklı soru cevaplara dayalı anlatımı yerine özünü oluşturan soruların kapitalist devlete dair güncel sorunlar karşısındaki yerine odaklanılacaktır. Bu kapsamda, geçmişte kalmış kuramsal tartışmaların betimlemeye dayalı özeti yerine günümüz tartışmalarına dair ne gibi imkanlar sunduğu eleştirel perspektifle tartışılmaya çalışılacaktır.
“Tarihselleştirmek, insanlaştırmaktır; fikirleri kendi maddi ve pratik ortamlarından ayırmak, onlarla insani ilişki noktalarımızı kaybetmek olur.” (E. M. Wood, 2016)
Sınıflı toplum yapısının ortaya çıkması ve üretim ilişkilerinin katmanlaşmasıyla ortaya çıkan devlet aygıtı, ortaya çıktığı andan itibaren üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşüme paralel olarak farklı biçimler almış ve bu eksende de ekonomi-siyaset ilişkisinin başat aktörü olarak sosyal bilimcilerin temel araştırma konusunu haline gelmiştir. Kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla devletin siyasal ve toplumsal alandaki rolünün hiç olmadığı kadar yoğunlaşması, kapitalizmin içerisine girdiği krizlerle devletin bu krizlerde aldığı yeni formlar arasındaki ilişkiyi ve toplumsal güç mücadeleleri içerisinde devletin konumunu tartışma konusu haline getirmiştir.
Bununla birlikte, devlet başta olmak üzere siyasal ve toplumsal alandaki gelişmeleri üretim ilişkileri ve sınıf mücadelesi perspektifiyle açıklama iddiası taşıyan geleneksel Marksist literatür başta olmak üzere, çeşitli kuramsal çevrelerin kapitalist devlete dair analizleri oldukça yeni ve sınırlı sayılabilecek düzeydedir. Marx’ın Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi (1875) ve Alman İdeolojisi (1845) eserlerinde bulabileceğimiz sınırlı anlatımla beraber Engels’in Marx’ın ölümünden sonra hazırladığı geç dönem eseri Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (1884) isimli eserleri kapitalist devletin niteliğini ortaya koyma anlamında oldukça yüzeysel anlatımlar ortaya koymaktadır. Lenin’in Devlet ve İhtilal(1917) isimli eseri ise kapitalist devletin işleyiş ve kendini yeniden üretim biçimlerinin niteliğini tartışmaktan ziyade siyasal iktidarı ele geçirmenin bir yolu olarak devleti kuşatmanın yol ve yöntemlerini merkezine alan bir polemik sunmaktadır. Marksist literatürün temel metinlerine baktığımızda özellikle Marx ve Engels’te 1871 Paris Komününden sonra devleti egemen sınıfın (burjuvazinin) kendine bağımlı sınıfı (proleterya) baskı altında tutup sömürmek için kullandığı bir zor aygıtı olarak tanımladığı görülmektedir. Geleneksel Marksist teorinin devlete dair bu sınırlı yorumu, yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde yeterli bulunmamaya başlamıştır.[1]
Kapitalizmin tarihindeki en önemli yapısal krizlerinden biri olan 1929 Büyük Buhranından sonra yaşanan kriz ve bu krizi aşmak için İkinci Dünya Savaşı sonrasında uygulamaya konan Keynesyen ekonomik modelin toplumsal bölüşüm ve sınıf mücadelesinde yarattığı yeni dinamikler, kapitalist devlete dair yeni soruların sorulmasını ve kapitalist devletin işleyişi, yeniden üretimi ve bir bütün olarak niteliğine dair yeni tartışmaların ortaya çıkmasını sağlamıştır.
“Sosyal refah dönemi” olarak bilinen Keynesyen dönemde bu eksende yaşanan en meşhur tartışma Nicos Poulantzas ile Ralph Miliband arasında New Left Review (NLR) sayfalarında yaşanan tartışmadır. Farklı ekollerden beslenen iki Marksist bilim insanı arasında kapitalist devlete dair yaşanan tartışma, süreç içerisinde ikilinin arasındaki diyalog olmaktan çıkmış, dünya çapında farklı kuramsal çevrelerden beslenen bilim insanlarının da tartışmaya müdahil olmasıyla küresel ölçekte bir tartışmaya dönüşüp popülerleşmiştir.
Ortodoks Marksizmin ortodoksi içerisinden en esaslı eleştirilerini sunan bilim insanlarından Ellen Meiksins Wood’un yukarıda alıntılayarak verdiğimiz sözünde de vurguladığı gibi, fikirleri ve tarihe mal olmuş kuramsal tartışmaları, kendi maddi ve pratik ortamlarında değerlendirmek gerekmektedir. Var olmuş veya var olan tartışmaları betimlemenin ve metne bağlı hermeneutik yorumlamayla sınırlı kalmanın ötesine geçerek tercih edilen bu toplumsal bağlam yaklaşımı metodolojisi, fikirleri ve kuramsal tartışmaları ortaya çıkaran nedensellikleri kendi tarihsel ve toplumsal bağlamları içerisinde anlamamıza yardımcı olmaktadır. (Wood, 2016)
Bu kapsamda çalışmamızın ilerleyen bölümü ilk olarak Nicos Poulantzas ile Ralph Miliband arasında 1969-1976 yılları arasında yaşanan kapitalist devlete ilişkin tartışmayı kendi tarihsel ve toplumsal (maddi) bağlamı içerisine oturtacak, ardından tartışmanın özüne dair ortaya konan iddia ve analizlerin, günümüzde yaşanan kapitalist devletin krizini anlamaya dair ne gibi imkanlar sunduğunu/sunmadığını eleştirel bir perspektifle tartışmaya çalışacaktır.
Poulantzas-Miliband Tartışmasını Maddi Zemine Oturtmak: Refah Devleti Döneminde Kapitalist Devleti Tartışmaya Açmak
Nicos Poulantzas ve Ralph Miliband arasında yaşanan kapitalist devlet tartışması, Nicos Poulantzas’ın, Miliband tarafından yayınlanan The State in Capitalist Society (Kapitalist Toplumda Devlet) eserine yönelik 1969 yılında, New Left Review’de yayınlanan eleştiri yazısıyla başlamış ve 1976 yılına kadar geçen sürede yayınlanan karşılıklı makalelerle sürmüş bir tartışmadır. Tartışmanın ortaya çıktığı tarihsel ve toplumsal bağlamın içeriğini şekillendiren iki önemli dinamik olduğu görülmektedir. Bunlardan birincisi, tartışmanın ortaya çıktığı Kıta Avrupa’sında sosyal refah devleti modelinin uygulanıyor olmasıdır. Ekonomik alanla siyasal alanın normatif ayrılığına dayanan kapitalist sistemin bir görünümü olarak, Keynesyen devletin orta ve alt sınıflara dönük sosyal sübvansiyon ve bölüşüm ilişkilerinde göreli iyileştirme stratejisi, maddi ilişkiler ekseninde devletin konumunu anlamaya dair çeşitli analizlerin yapılmasını sağlamıştır. Özellikle, bu dönemde, Avrupa’nın birçok ülkesinde sosyalist/komünist partilerin iktidara gelmesi veya iktidar ortağı olması, burjuva parlamenter sistem içerisinde farklı yönetim modellerinin olabileceğinin, dolayısıyla devletin de bu kapsamda “göreli özerkliğe” sahip bir aktör olarak kapitalist sistem içerisinde farklı manevra alanlarına sahip olabileceğinin iddia edilmesine sebep olmuştur. (Poulantzas, 1968; Miliband, 1969)
Devletin göreli özerkliği kavramı, sosyal refah devleti döneminin Kıta Avrupa’sında yaşayan birçok Marksist düşünürün genel kabulü haline gelmiştir. Poulantzas ile Miliband’ın arasında devletin birçok fonksiyonuna dair hararetli bir tartışma yaşanmış olsa da her iki düşünürün metninde devletin göreli özerkliğini “ispatlama” uğraşısı olduğu göze çarpmaktadır. Bu amaç her iki düşünür tarafından farklı iddia ve yöntemlerle kendi metinlerinde detaylandırılmaktadır. Devletin göreli özerkliğine dair bu uzlaşının ön plana çıkmasında, sosyal refah döneminin maddi ilişkilerinin belirleyici etkisi vardır. Devletin, kendi sınıfsal konumunu ve kapitalist sistem içerisindeki ekonomi-politik aktörlüğünü maskeleyen tam da Keynesyen dönemin bu nesnel koşullarıdır.
Ortak dil, ortak yargı, ortak para gibi gerek bütünleşik iç piyasayı yaratan gerekse de bu bütünleşik mekânsal çevre içerisinde yaşayan tüm insanları “yurttaşlık” kimliği altında toplayan ve “eşitleyen” bizzat kapitalist devletin kendisidir. “Devletin göreli özerkliği” bu maddi temel üzerinde açığa acıkmaktadır. Aynı dönemde başta Kıta Avrupa’sı akademisini etkisi altına alan Althussercilik, kapitalist devletin bu fonksiyonuna açıklama getirme iddiasıyla ortaya çıkmış ancak nesnel süreçleri kaba bir kategorileştirme içerisine sokmasıyla (Devletin İdeolojik Aygıtları tartışması bu kategorileştirmenin tipik örneğidir) yetersiz bir anlatım ortaya koymuştur. Nitekim, Althusser’in teorileri de sosyal refah dönemiyle sınırlı kalmış, Keynesyen ekonomik modelin çökmesiyle Althusserci yaklaşımın popülerliği de sönümlenmiştir. Bu, ortaya çıkan düşünür ve fikirlerin, kendi yaşadıkları zamansal ve mekânsal çevreden yalıtık olmadıklarını, kapitalist üretim ilişkilerinin söz konusu tarihsel uzamdaki birikim rejimine getirdikleri veya getirmeye çalıştıkları açıklama düzeyleriyle sınırlı kaldıklarını gösteren bir örnek olarak da okunabilir. (Clarke, 2004)
Poulantzas ile Miliband arasındaki kapitalist devlet tartışmasını ortaya çıkaran maddi sebepler, sosyal refah dönemi Kıta Avrupa’sı konjonktürü ve Althusserci paradigmanın sosyal bilimleri sarmasının yanı sıra 1968’de Paris’te başlayan işçi ve öğrenci eylemleridir. Devletin, bu toplumsal hareketler karşısındaki konumu, her iki düşünürün de devlet analizlerinin gerçekleşmesinde önemli etkide bulunmuştur. Marx’ın 1871 Paris Komünü sonrası yaptığı sınırlı devlet analizine benzer şekilde, 1968 Paris’ine bakan ve kapitalist devletin niteliğine dair tüm algısını burayla sınırlayan düşünürler de oldukça dar tartışmalar içerisine girmiştir. Dolayısıyla Poulantzas - Miliband tartışmasına bütüncül olarak baktığımızda ortada kapitalist devletin niteliğine dair birbirine pek de uzak olamayan farklı yaklaşımlar olduğu görülmektedir. Her iki düşünürün de tartışmanın devam ettiği süreçte tezlerini birbirlerine yaklaştırmaları, kapitalist devlete dair tasavvurlarının pek de uzak olmadığını göstermektedir.
Çalışmanın ilerleyen bölümü, ikili arasında yaşanan tartışmanın ana temalarını özetleyip günümüzde yaşanan kapitalist devlet krizini bu tartışmalar ekseninde yorumlamaya çalışacaktır.
Kapitalist Devleti Anlamak: Bir Tartışmanın Düşündürdükleri
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız gibi, kapitalist devletin egemen sınıfın zor aygıtı olduğuna dair genel yargı, Büyük Buhran sonrası şekillenmeye başlayan sosyal refah devleti modeli içerisinde yetersiz kalmaya ve kapitalist devlete dair alternatif yorumların oluşmasına neden olmuştur. Althusser yapısalcılığından etkilenen Nicos Poulantzas, bu alternatif arayışın içerisinde yer alan Marksist siyaset bilimcilerden birisidir. Ona göre, devletin belirgin işlevlerinden biri; devletin ideolojik işlevidir. Devletin ideolojik aygıtları tezinden (Althusser, 2019) hareketle devletin vatandaşlarına eşit muamele yaptığını ve sınıfsal konumunu maskelediğini ileri sürmektedir. “Halk” veya “ulus” gibi kavramlarla kapitalist devlet, yalıtılmış bireylerin kitlesel birliğini temsil etmektedir.
Poulantzas’ın devlet tasarımındaki bir diğer alan, toplumsal sınıfların devletle olan ilişkisi üzerinedir. Poulantzas için, yönetici sınıfın devletle olan bağımlılık ilişkisi, onu bir araç gibi kontrol edecek kadar doğrudan değildir. Yunan siyaset bilimci için, devletin entite (polity) olarak sınıfın eylem alanına dönüşmemesindeki ana neden, sınıf tarafından kontrol edilmesinden ziyade parçası olduğu üretim ilişkilerinin siyasal düzeninden azade olamayışıdır. Bu üretim ilişkilerindeki hegemon sınıfın ekonomik ve siyasal çıkarlarına göre hareket etmesini zorunlu kılmaktadır. Çalışmanın önceki bölümünde tartıştığımız gibi Poulantzas, devletin bu rolünü “devletin göreliği özerkliği” kavramıyla açıklamaya çalışmaktadır.
Miliband’a göre ise devlet, Poulantzas’a kıyasla yönetici sınıfa daha fazla bağımlıdır. Bu yüzden, Miliband’ın teorisi, yönetici sınıfın iktidarını tahsis etmek için devleti “araç” olarak kullandığı fikrini öne sürmüştür. Miliband, Poulantzas’ın hedefine konu olan Kapitalist Toplumda Devlet (1969) başlıklı kitabında, yönetici sınıfın devletle olan bağının siyasi elitler (bürokrasi) aracılığıyla sağladığını öne sürmektedir. Söz konusu eserinde de bunu İngiltere örneğini alarak ampirik verilerle göstermeye çalışmaktadır. Miliband’ın devlete araçsalcı bir işlev atfetmesindeki temel sebep, yönetici sınıfın devletle kurduğu bağın devlet elitleri aracılığıyla sağlandığını düşünmesidir. Diğer bir ifadeyle, siyaset sosyolojisinin de ana ekollerinden biri olan siyasal elitizm, Miliband’ın teorisinde araçsalcılığa indirgenerek sınıf yapısının birer parçasına dönüşür. (Çiftçi, 2016)
Miliband, Poulantzas’ın tezlerine yakınsayan şekilde, sosyal ilişkilerde ancak o ilişkilerde hegemonlaşan sınıf tarafından inşa edilebileceğini, bunun da devletin hegemon sınıfın aracına dönüşmesine yol açacağını iddia etmektedir. Sınıf tarafından inşa edilen devletin elitleri, daha devlet hayatına girmeden önce zaten içinde bulundukları üretim ilişkilerini kabul ederek girmiştir. Bu da devlet elitlerinin kapitalizmin siyasal düzenini yeniden üretmelerinin başlıca sebebi olarak görülmektedir. (Miliband, 1969)
Poulantzaz’a göre, Miliband devleti yeteri kadar sorunsallaştırmayarak dışarıdan teori ithal etmiş, devlet teorisini diğer ekollerin etkisine açık bir hale getirmiştir. Toplumsal sınıfları basit kişiler arası ilişkiler olarak ele aldığından dolayı devleti de bu bakış açısına uygun bir şekilde dahil etmiş, devleti iki toplumsal sınıftan birinin (burjuvazi ve proleterya) basit bir aracı olarak görmüştür. Miliband’ın karşı yapısalcı tutumu, devleti özneler arası bir ilişki türünden ibaret gördüğü için Poulantzas’a göre onu ayrı bir alan olarak sorunsallaştırmamıştır. Miliband’ın terorisini bu şekilde eleştiren Poulantzas, karşı analiz olarak elitlerden ziyade devletin işlevleri ve yönetici sınıfların çıkarları birbiriyle kesiştiği için kişilerin kendi aralarındaki ve devletle olan ilişkisinden ziyade sistemin yapısından dolayı devletin bir sınıfa yaslanmak zorunda olduğunu savunmuştur. Poulantzas bunu, Marx’tan alıntıladığı bir kavram olan “Bonapartizm” ile açıklamaya çalışmıştır. (Çiftçi, 2016) Miliband ise, Marx’ta Bonapartist devletin istisnai bir devlet biçimi olduğunu, burjuva parlamenter sistemin genel biçimini betimlemediğini iddia etmiştir. Bununla birlikte Poulantzas’ı sosyal demokratların veya sosyalist partilerin iktidarda olduğu devlet yapısıyla faşist iktidarların olduğu devleti genelleştirerek aynı değerlendirmenin içerisine sokmakla eleştirmiştir. Poulantzas’ın geç dönem eserleri arasında sayılabilecek Faşizm ve Diktatörlük, bir anlamda bu eleştirilere cevap verdiği ve içerisinde kapsamlı bir kapitalizm-faşizm analizini barındırmasıyla yazarın önemli eserleri arasında bulunmaktadır.
Tartışmanın ilerleyen safhalarında Poulantzas’ın yapısalcı metodunu esneterek aktörleri de inceleme nesnesine dahil etmesi, Miliband’ın ise, ampirisizme saplandığı eleştirilerini kabul ederek teorisizmini kuvvetlendirmeye çalıştığı görülmektedir. Tartışmaya bütüncül olarak baktığımızda, her iki Marksist düşünürün de benzer alanda ve benzer ön kabuller üzerinden kapitalist devleti tartışmaya çalıştığı, bundan dolayı da tartışmanın devam eden safhalarında birbirlerine yakınsamaya başladıkları söylenebilmektedir. İkili arasındaki tartışmaya daha sonradan dahil olan Laclau, Bob Jessop gibi isimlerin de bu yakınsamaya eleştirileriyle katkı sundukları söylenebilir. Çalışmanın kapsamı, Poulantzas ve Miliband arasındaki kapitalist devlet algılayışıyla sınırlı olduğu için diğer yazarların analiz düzeyleri çalışmanın kapsamı dışında tutulmaktadır. Son bölümde bu kuramsal tartışmanın günümüzde kapitalist devlete ve onun krizine dair ne gibi açıklama düzeyleri sunduğu veya sunamadığı tartışılmaya çalışılacaktır.
“Kriz Çağı”’nda Kapitalist Devleti “Yeniden” Düşünmek
Ünlü İngiliz Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, kitaplarına verdiği isimlerle insanlığın yakın dönemde yaşadığı çağların niteliğini ön plana çıkaran eserler ortaya koymuştu. 1789 Fransız Devrimi’nden 1848 İhtilali’ne kadar geçen süreyi “Devrim Çağı” olarak tanımlayan Hobsbawm, sermaye birikiminin başta Birleşik Krallık olmak üzere Kıta Avrupası ve Amerika’da yoğunlaşmaya başladığı tarihsel aralığı “Sermaye Çağı” (1848-1875), mutlak monarşilerin gücünü yitirmeye başladığı süreci “İmparatorluk Çağı” (1875-1914) ve dünyanın ideolojik kamplaşmalara ayrıldığı geçtiğimiz yüzyılı ise “Aşırılıklar Çağı” (1914-1991) olarak tanımlamaktaydı. 2012 yılında aramızdan ayrılan ünlü tarihçinin ömrü vefa etseydi içinden geçtiğimiz çağı nasıl tanımlayacağı bilinmez, ancak gün geçtikçe daha da karmaşıklaşan ve geri dönülmez krizler üreten günümüz dünyasını bir “kriz çağı” olarak tanımlamak çok da yanlış olmayacaktır.
Yüzyılımızın başında, ABD’nin ünlü ticaret merkezi İkiz Kulelerde gerçekleşen terör saldırısı, ardından ABD’nin Irak’ı işgaliyle devletler düzeyinde yaygınlaşan güvenlikçi yaklaşım, 2008-2009 yıllarında gerçekleşen finans kriziyle birlikte küresel ekonominin içerisine girdiği resesyon süreci; buna bağlı olarak artan işsizlik ve yoksullaşma, Arap Baharı ve bunun akabinde dünya tarihinin en yoğun kitlesel göç hareketliliğinin ortaya çıkardığı siyasal ve toplumsal bunalımlar, demokratik deneyimi zayıf olan ülkelerin yanı sıra demokratik kurumsallaşması kayda değer bir tarihselliğe dayanan ülkelerde de güçlenen otoriter, neo-faşist siyasal hareketler, en son örneğini Rusya ve Ukrayna arasında gördüğümüz savaşlar ve 2019 yılında tüm dünyayı evlere hapseden Covid-19 küresel salgını… Tüm bu kriz dinamikleri, siyasi, ekonomik ve sağlık gibi farklı alanlarda görünürleşen bunalımlar olarak belirse de birbirini besleyen ve tüm insanlığı tehdit eden bir “krizler toplamı” olarak değerlendirilebilir.
Yapısal olarak kendine içkin krizlere sahip olan ve girdiği krizlerle yeniden üretimini sağlayan kapitalist sistem, krize giren her birikim rejimini sistemin devamlılığı için yenisiyle ikame edebilmektedir. 2008 yılında ABD merkezli yaşanan ve süreç içerisinde küresel bir kriz haline gelen finans krizi de neoliberal birikim rejiminin krizi olarak açığa çıkmıştır. (Saad-Filho, 2020) Neoliberal birikim rejiminin kapitalist merkez ülkelerde içerisine girdiği kriz, 2013 sonrası küresel Güney ülkelerinde de kendisini hissettirmeye başlamıştır. Genel anlamda, merkezden çevreye doğru akan kredi musluklarının kapandığı, güvencesiz çalışma pratiklerinin ve yoksullaşmanın yaygınlaştığı bir ekonomik kriz ortamında kapitalist devletin krizi de konuşulmaya başlanmıştır. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren sağ popülist-otoriter yönetme pratiklerinin tüm dünyada yaygınlaşması, kripto ve sanal para akışkanlığının küreselleşmesiyle geleneksel kapitalist kurumların denetiminin dışında bir ticaret transferinin yaşanması gibi ekonomi-politik gelişmeler, kapitalist devletin yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde alacağı yeni forma dair farklı yorumların oluşmasına neden olmuştur. Diğer taraftan tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınıyla devletlerin aldığı korumacı güvenlik önlemlerinin toplumsal pratiklere yansıması ve küresel ekonomiye etkileri kapitalist devletin geleceğini etkileyen bir diğer önemli dinamiği oluşturmuştur.
Kapitalist devlete dair yukarıda özetlemeye çalıştığımız dinamikler üzerinden gerçekleşen tartışmalar içerisinde, Poulantzas-Miliband arasında yaklaşık yarım asır önce yaşanan tartışmalar ne ölçüde açıklayıcı bir çerçeve sunmaktadır? Kapitalist devletin bugünkü krizini anlamaya çalışırken Poulantzas ve Miliband’ın kuramsal çerçevelerini çizdikleri devlet analizleri günümüz krizini anlamaya çalışırken işimizi kolaylaştırmakta mıdır? Türkiye’de bu soruya Özellikle Poulantzas üzerinden olumlu cevap veren gelişmiş bir literatür bulunmaktadır. (Bedirhanoğlu, 2019;2021; Halifeoğlu, 2018; Karahanoğulları, 2018; Oğuz, 2012) Ancak kanımca bu soruya olumlu cevap vermek çok da kolay değildir. Özellikle neoliberal birikim rejiminin de krize girdiği günümüzde, Poulantzas’ın “neoliberal otoriter devletçilik” kavramı üzerinden gerçekleşen açıklama düzeyleri oldukça sınırlı kalmaktadır. Poulantzas’ın Miliband ile tartışmasına konu olan Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar isimli eserinin ise günümüzde kapitalist devleti anlamaya dair çok daha cılız bir anlatım ortaya koyduğunu tespit etmek gerekir. Nitekim, Poulantzas da ilerleyen yıllarda bu eserinden farklı bir epistemolojik tercihle çalışmalarını kaleme almaya devam etmiştir. Miliband ile gerçekleşen tartışmalarının devamı niteliğindeki metinlerde kendisinin de yaşadığı dönüşümü vurguladığı görülmektedir. (Miliband, Poulantzas ve Laclau, 1990: 133) Poulantzas’ın fikirlerine bir bütün olarak baktığımızda Faşizm ve Diktatörlük isimli çalışmasının, kapitalist devlete dair çok daha derinlikli analizler sunduğunu söyleyebilmek mümkündür. Özellikle, Miliband’ın eleştirilerine cevap niteliğinde ortaya koyduğu faşist, liberal veya sosyal demokrat iktidarların yönetimindeki kapitalist devletlerin nitelikleri arasında yaptığı maddi/olgusal perspektifli analiz oldukça dikkate değerdir. (Poulantzas, 2023) Miliband’ın çalışmasına ve devlete dair analizlerine baktığımızda ise günümüzde halen kıymetli görülebilecek olan önemi metoduna dair ampirik verileri kapitalist devlet çalışmalarında uygulamaya çalışmasıdır.
Her iki düşünürün de kapitalist devlete dair analizlerinin sosyal refah dönemi Kıta Avrupa’sıyla sınırlı olduğunu ve günümüzde çok daha karmaşıklaşan kapitalist üretim ilişkilerine dair sınırlı aktarımlar ortaya koyduklarını söyleyebilmek mümkündür.
Sonuç
Kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla devletin siyasal ve toplumsal alandaki rolünün hiç olmadığı kadar yoğunlaşması, kapitalizmin içerisine girdiği krizlerle devletin bu krizlerde aldığı yeni formlar arasındaki ilişkiyi ve sınıf mücadelesi içerisinde devletin konumunu tartışma konusu haline getirmiştir. “Sosyal refah dönemi” olarak bilinen Keynesyen dönemde bu eksende yaşanan en meşhur tartışma Nicos Poulantzas ile Ralph Miliband arasında New Left Review (NLR) sayfalarında yaşanan tartışmadır. Bu çalışma, Keynesyen modelin yerine ikame edilen neoliberal birikim rejiminin içine girdiği krizde devletin konumunu ve devletin kendi krizini anlamaya çalışırken Poulantzas ile Miliband arasında yaşanan kuramsal tartışmanın, kapitalist devletin güncel krizi anlama noktasında bize ne gibi imkanlar sunup/sunmadığını tartışmaya çalışmıştır. Çalışmada, tartışmanın karşılıklı soru cevaplara dayalı anlatımı yerine özünü oluşturan soruların kapitalist devlete dair güncel sorunlar karşısındaki yerine odaklanılmıştır. Bu kapsamda, geçmişte kalmış kuramsal tartışmaların betimlemeye dayalı özeti yerine günümüz tartışmalarına dair ne gibi imkanlar sunduğu eleştirel perspektifle tartışılmaya çalışılmış, bu kapsamda da Poulantzas-Miliband tartışmasının günümüzdeki kapitalist devletin krizine dair sunduğu açıklama düzeyi değerlendirilmiştir.
Kaynakça
Akbulut Ö. (2013) Küresel Kapitalizm ve Devlet, Toplum ve Hekim Dergisi (28/3).
Bedirhanoğlu, P. (2019). Finansallaşma, Yeni Sınıfsal Çelişkiler ve Devletin
Dönüşümü, Çalışma ve Toplum, 1, 371-388.
Bedirhanoğlu, P. (2021) Neoliberalizm ve Devlet, Textum Dergi.
Çiftçi, A. (2016) Kapitalist Devlet Sorunu: Miliband, Poulantzas ve Laclau, Nisan Dergisi.
Engels F. (2018) Özel Mülkiyetin, Ailenin ve Devletin Kökeni, İstanbul, İş Kültür Yayınları.
Karahanoğulları, Y., ve Türk, D. (2018). Otoriter Devletçilik, Neoliberalizm,
Türkiye. Mülkiye Dergisi, 42(3), 403-448.
Marx, K. (2017) Alman İdeolojisi, Ankara, Sol Yayınları.
Marx, K. (2018) Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştrisi, İstanbul, Yordam Yayınları.
Miliband R. vd. (1990) Kapitalist Devlet Sorunu, İstanbul, İletişim.
Miliband R. (1969) The State and Capitalist Society, Cambridge Press.
Miliband R., Poulantzas N. ve Laclau E. (1990) Kapitalist Devlet Sorunu, İstanbul, İletişim Yayınları.
Oğuz, Ş. (2012). Türkiye’de Kapitalizmin Küreselleşmesi ve Neoliberal
Otoriter Devletin İnşası, Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi (MSG), 12(45-46).
Poulantzas, N. (2008) “The Political Crisis and The Crisis of The State” içinde:
J. Martin (der) The Poulantzas Reader: Marxism, Law and The State, Londra; Verso, 294-
320).
Poulantzas N. (2004) Faşizm ve Diktatörlük, İstanbul, İletişim Yayınları.
Poulantzas, N. (2001) State, Power, Socialism. With an Introduction by Stuart
Hall.
Poulantzas, N. (2014). Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar (Çev. Ş. Ünsaldı).
Ankara: Epos.
Saad-Filho (2020) Neoliberalizm: Muhalif Bir Seçki. Yordam Kitap.
Wright E. O. vd. (1976) Marksist Devlet Teorilerinde Son Gelişmeler I-II, Birikim Dergisi (21/47) ve (22/47).
[1] İtalyan Marksist düşünür Antonıo Gramsci, devletin siyasal konumuna dair yazdıklarıyla Ortodoks Marksizmin devlete dair sınırlı anlatımının ötesine geçmeye çalışan düşünürlerin başında gelmektedir. Detaylı okuma için bknz: A. Gramsci, Seçme Yazılar, Ankara, Dipnot, 2013.
Gürkan KOÇ
Mete Utku KILIÇ